İMAN, MOTİVASYON VE REKÂBET

İman, Motivasyon ve Rekâbet

Bu metin bir davet ya da manifesto değil; bir şâhitlik denemesidir. Amaç ikna etmek değil, durulan yeri berraklaştırmaktır.

1. Motivasyonun Zemini

Motivasyon çoğu zaman psikolojik bir itki olarak tanımlanır : İçsel ya da dışsal. Oysa bu ikili ayrım tek başına yeterli değildir. Çünkü motivasyonun asıl belirleyicisi, sonucun anlamıdır.

Eğer yapılan şeyin kalıcı bir anlamı yoksa, motivasyon eninde sonunda çıkar hesabına ya da duygusal dalgalanmaya indirgenir. Bu yüzden motivasyonun gerçek zemini, psikolojiden önce ontolojik bir kabule dayanır : Yaptığım hiçbir şey yokluğa düşmez; karşılığı ertelenebilir, biçimi değişebilir; ama aslâ zâyii olmaz.

Bu kabul, bir sistem va’di değil; bir Zât’a duyulan güvendir. Adı da İman’dır.

Asıl mesele, va’din garantisi. Bu va’di kim verdi ve kim koruyacak?!.

İşin düğüm noktası burası.

Artık psikoloji falan yok; temel soru bu.

Bu garantiyi ne sistemler koruyabilir ne de ideolojiler verebilir.

Çünkü garanti dediğimiz şey, kesin olacak, zamandan etkilenmeyecek, tanıksız durumda da geçerli olacak. Bunu hiçbir beşerî yapı/sistem taşıyamaz.

Neden sistemler bu garantiyi veremez?!.

Çünkü :

Kapitalizmde koruyucu, piyasadır. Piyasa unutabilir, eleyebilir, silebilir.

Kapitalizmde kaybolan emek, verimsizliktir. Bu yüzden kapitalizmde ontolojik garanti yoktur.

Sosyalizmde koruyucu, tarih veya kolektif hafızadır = toplumdur. Tarih gecikir, çarpıtılır, bastırılır; toplum, unutur. Fedakârlık geçiş dönemine kurban edilir. Bu yüzden, ondan da garanti askıdadır.

Hukuk devletinde koruyucu, kayıttır. Kayıt silinir, manipüle edilir. Görülmeyen/kayıt altına alınmayan fiil de yok hükmündedir.

Garanti şart. O hâlde bu garantiyi kim verecek?!.

Burada cevap mantıksal olarak tek yere gider : Varlığın kendisi ahlâkî değilse, bu garanti mümkün değildir.

Yani iyilik evrende değilse adâlet güçten bağımsız, görülmeyen de “hesapta” değilse o zaman “yaptıkların zâyii olmaz” sözü boş bir teselli/va’d olur.

Din burada ne yapar?!.

Din şunu iddia eder ve bu iddia radikaldir : Varlık ahlâkî bir muhasebeye tâbidir. Bu muhasebenin öznesi de Allah’tır.

Yani, kayıt O’ndadır, O’nda unutma ve güç kaybı yoktur. Zaman O’nu aşındırmaz. Bu yüzden garanti mümkündür.

O’ndaki ontolojik garanti, bir sistem va’di değil; O Zât’a duyulan güvendir = imandır.

O yoksa “zâyii olmaz” sözü sadece bir temenni/boş va’d; sabır, romantizm olur; ahlâk da bir stratejiye dönüşür.

Bu garantiyi ancak ve ancak, her şeyi gören, hiçbir şeye muhtaç olmayan, âdil olan Bir’i verebilir.

Bu noktada artık soru değişiyor : Ben böyle Bir’ine inanıyor muyum = güveniyor muyum; O’na inanmazsam/güvenmezsem, elimde ne kalır?!.

2. Va’d, Güven ve Rıza

Dışsal motivasyonda bir va’d vardır : “Şunu yaparsan, şuna kavuşursun.” Ancak bu va’din değeri, va’d edilenden çok, va’d edene duyulan güvenle ilgilidir.

Dinî dilde cennet bir va’ddir; fakat asıl kesişim noktası rızadır. Rıza, va’din pazarlık olmaktan çıkıp ilişkiye dönüşmesidir. Böylece motivasyon, yalnızca sonuca değil, istikâmete de bağlanır.

3. Rekâbet ve Sâbikûn

Kur’an’da geçen sébikûn (rekâbet), modern anlamda bir yarış çağrısı değildir. Bu, başkasını geçme hırsından ziyade, ağırlık/sorumluluk alma çağrısıdır.

Bu bağlamda üçlü tasnif ortaya çıkar :

  • Kendine zulmedenler.
  • Orta bir yol tutanlar. (= muqtesid)
  • Öne geçenler (= sâbikûn) (Bknz. 35/32.)

Sâbikûn, sonucu garanti altına aldığı için değil; yükü erkenden omuzladığı ve vazgeçmediği için öndedir. Rekâbet burada motivasyon üretir; ama bu motivasyon başarıya değil, şâhitliğe yöneliktir.

4. Kök-Gövde-Dallar ve Meyve

Bu çerçeve şu şekilde okunabilir :

  • Kök : İman. (Ontolojik garanti)
  • Gövde : Niyet ve istikamet.
  • Dallar : Motivasyon biçimleri. (içsel, dışsal, va’d, rekâbet)
  • Meyve : Şâhitlik.

Meyve, başarı, sonuç, alkış ya da kazanım değildir. Meyve, doğru yerde durulmuş, doğru yaşanmış bir hayattır.

5. Sonuç Yerine

Bu metin, herkes böyle yaşamalı demez, ama şunu söyler : Bazıları sonucu tayin etmez/edemez, zamanı zorlamaz, ama yaptığı işin zâyii olmayacağını bilir.

Bu bilgi de motivasyonun zirvesi değil, zeminidir. Motivasyonda zirve, Rızâ’dır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP