DÜNDEN BUGÜNE RAMAZAN
Dünden Bugüne Ramazan
Ramazan, sadece açlık ve susuzluk ile ilgili bir ibâdet değildir; insanın nefsiyle, iradesiyle ve kalbiyle yüzleştiği derin bir sınavdır. Tarih boyunca bu sınav, hem bireysel hem toplumsal boyutlarda farklı şekillerde deneyimlenmiştir.
Açlık, Kapitalizm ve Güvenin Kökleri
Günlük hayatta Ramazan, çoğu zaman tüketimin artmasıyla kendini gösterir. İnsan açlık hissettiğinde, biyolojik olarak enerji depolama refleksi tetiklenir; bu, beynin hayatta kalma mekanizmasıdır. Ancak açlığın bu doğal tepkisi, bilinç ve irade ile yönlendirilmezse, kişi hayvansal içgüdülerin, dürtülerin esiri hâline gelir. Modern kapitalist sistem, bu durumu fark ederek Ramazanı tüketim ve gösterişe dönüştürür. Reklamlarla, indirimlerle, özel tatlılar ve abartılı iftar sofraları ile açlığı bir tüketim fırsatına çevirir.
Oruç burada kendi doğasını kaybetmiş gibi görünse de, esas sorun kapitalizm değildir; kapitalizm sadece bozulmuş durumu istismar eden bir araçtır. Bozulmanın kökü, insanın açlık karşısında Allah’a güven yerine mal ve kaynaklara güvenmeye başlamasıdır.
Tokluk ve Açlığın Ruhî Paradoksu
Ramazan’ın asıl mesajı şudur : Toklukta yiyeceğe güvenme!, açlıkta Allah’a güven!. Burada bir paradoks varmış gibi görünür; oysa esas mesele şu : Allah açlığı yine yiyecek ve içecekle giderir. Bu, bir çelişki değil, sınavdır. Burada açlık, gerçek bir eksiklik gibi hissedilir; ama kişi Allah’a güvenirse, bu eksiklik bir tehdit değil, terbiye aracına dönüşür. Güven yanlış kaynağa kayarsa, açlık kaygı ve tüketim arzusu üretir ve ibâdet olmaktan çıkar.
Oruç : Dışsalın İçselleştirilmesi
Oruç, dışsal Emir (Allah’tan gelen bir talep) ile içsel disiplinin birleşimidir.
• Dışsal Emir : Allah’ın oruç tutun! çağrısı.
• İçselleştirme : Bu çağrının kalpte niyet, irade ve sabır ile birleşmesi ve açlıkla manevi bir deneyime dönüşmesi.
İçselleştirme gerçekleşirse, nefis dizginlenir, sabır ve teslimiyet güçlenir; eksik olursa, açlık biyolojik bir sıkıntı hâlini alır, hayvansal güdüler baskın çıkar ve orucun fonksiyonu bozulur.
Tarihsel Perspektif : Mekke Ablukası ve Bozulma
Mekke ablukası da açlığın gerçek ve sınırlayıcı olduğu ekstrem bir örnektir. Burada da açlık, dışsal bir tehdit olarak hissedildi; ancak içsel bilinç ve teslimiyet, insanların nefislerini terbiye edip Allah’a güvenle onları bu zorlu sınavdan çıkarabildi.
• Abluka da bir dışsal sınırlamadır, bunda da tehlike ve kaygı tetiklenir.
• Oruç da öyle, ama oruçta içsel/gönüllü bir disiplin ve teslimiyet vardır; açlık, bilinçle karşılanınca ibâdet hâline gelir.
Modern şehir hayatında ise açlık yapay ve kontrollüdür, bolluğa her an erişilebilinir. Marketler 7/24 açık, vs. İçselleştirme eksik olunca, açlık ibâdet olmaktan çıkar, ya diyete ya hayvansal güdülerin tetiklenmesine ya da tüketim artışına dönüşür.
Fakir ve Kapitalist Müslümanlarda Oruç
Oruç, esas olarak bolluk içindeki Mü’minleri sınayan bir ibâdettir.
Fakir Müslümanlar zaten maddî imkânsızlıklar nedeniyle, açlık onların hayatlarının bir parçasıdır. Oruçta açlığı deneyimlemeleri onlarda ciddi bir fark yaratmaz; niyet ve bilinç eksikse oruç = açlık sadece biyolojik bir durum hâlinde kalır, ibâdet olmaz.
Kapitalist Müslümanlar, bolluk içinde yaşadıkları için, açlık onlar için yapay ve seçilmiş bir durumdur. İşte tam da burada dışsal emir + içselleştirme sınavı devreye girer. Burada açlık, ya kalpte Allah’a güveni ya da mala/servete güveni test eder. Nefis burada ciddi bir şekilde sınanır.
Özellikle kapitalist Müslümanların - bunlara siyasîler de dâhil - Ramazanda şunu düşünmesi hayatî : 11 ay, fakir Müslümanların (= insanların) sırtından servetimize servet katıyoruz, onları düşük maaşlarla = karın tokluğuna! çalıştırıyoruz, bari bu Ramazanda = bir ay, samimi ve dürüst olalım, ciddî bir empati yapalım; Ramazanı bir “maske, gizli ve sinsi bir propaganda aracı” olarak (= biz de sizdeniz, merhametli ve yardımseveriz algısı için) kullanmayalım demeleri gerekiyor.
Bu yüzden oruç, özellikle bolluk içindeki Mü’minler/Müslümanlar için çok net bir “manevî anti-kapitalist eğitim” işlevi görür/görmeli. Fakirler açlığa zaten alışkın olduklarından onlardaki sınavın niteliği daha sınırlı kalır; asıl fark, niyet ve farkındalıkta ortaya çıkar.
İdeal ve Modern Ramazan Karşılaştırması
İdeal oruçta açlık, bilinçle karşılanır; nefis terbiye edilir. Sabır ve teslimiyet gelişir; kalp Allah’a yönelir. Sosyal ritüeller, paylaşma ve tevazu odaklıdır. Açlık ibâdet hâline gelir, insanlaşma ve ruhî yükseliş sağlanır.
Modern bozulmuş uygulamada açlık, biyolojik bir rahatsızlık olarak hissedilir. Nefis baskın çıkar; kaygı ve tüketim arzusu artar. Sosyal ritüeller bolluk ve gösteriş üzerine kurulur. Açlık ibâdet olmaktan çıkar ve hayvansal güdüler öne çıkar.
Metafor : İçselleştirme ve Sonuçları
• İçselleştirme varsa, insanlaşma da vardır. Dışsal emir kalpte bir tohum gibi ekilir; bu, niyet ve sabırla sulandığında nefis terbiye edilir, açlık ruhî güç ve teslimiyet kaynağı hâline gelir.
• İçselleştirme yoksa, hayvansal tepkiler verilir. Tohum sulanmadan kurur; açlık, biyolojik sıkıntı hâline gelir, kaygı ve tüketim arzusu baskın olur.
Çözüm : Farkındalık, Niyet, Allah’a Güven ve Uyanıklık
Bozulmanın çözümü dört temel unsura dayanır : Farkındalık, bilinçli niyet, Allah’a güven ve kapitalizmin tuzağına düşmeme uyanıklığı.
• Farkındalık/Kapitalizmin Tuzağına Düşmemek : Ramazanda açlık, kapitalist tuzaklara karşı bir sınavdır. Açlığın tüketim, gösteriş veya sosyal baskı için kullanılmasına izin vermemek gerekir. Reklamlar, indirimler ve gösterişli sofralara karşı bilinçli uyanıklık, çözümün başıdır. Bu farkındalık, ibadetin özüne dönmenin temel adımıdır.
• Bilinçli Niyet : Açlık boyunca sürekli olarak “bunu Allah rızası için yapıyorum; beni doyuran O’dur” niyeti hatırlanmalıdır.
• Allah’a Güven : Açlık bir tehdit değil, iman ve nefsi güçlendiren bir araç olarak görülmelidir; bolluk içinde bile nefis kontrol edilmelidir.
Kapitalizmin tuzağına düşülmez, farkındalık gelişir/geliştirilir, dışsal Emir içselleştirilirse bozulma önlenir, açlık ibâdet olur, nefis terbiye edilir ve insanlaşma gerçekleşir
İbâdet Olmanın Ölçütü
Oruç ibâdeti ancak Allah’a yönelmek ve O’na güvenmek için yapılırsa ibâdet olur.
• Sadece açlık deneyimlemek veya toplumsal gösteriş için oruç tutmak, ibâdet fonksiyonunu yitirir.
• Allah için aç kalmak, hem açlığı hem doyurucuyu O’nda görmekle mümkündür.
• Bu bilinç, orucu gerçek anlamda ibâdet hâline getirir; açlık bir tehdit değil, imanı ve nefsi güçlendiren araç olur.
Pratik Adımlar : Çözümü Uygulamak
1. Farkındalık. Kapitalizmin Tuzağına Düşmemek : Açlığın, tüketim ve gösteriş için kullanılmasına izin vermemek; reklam, indirim ve gösterişli sofralara karşı bilinçli uyanıklık.
2. Niyeti Her Gün Hatırlamak : Sahurdan iftara kadar niyeti bilinçli olarak tekrar etmek.
3. Allah’a Güveni Güçlendirmek : Açlıkta “beni doyuran Allah’tır” farkındalığını canlı tutmak.
4. Sosyal Ritüelleri Bilinçle Yapmak : İftar ve sahuru paylaşım, tevazu ve şükür ekseninde değerlendirmek.
5. Nefsi Gözlemlemek : Açlıkta kaygı, aşırı tüketim veya gösteriş isteği geldiğinde niyeti hatırlayarak frenlemek.
6. Paylaşım ve Yardımlaşmayı Ön Plana Almak : Açlık deneyimini başkalarıyla paylaşmak, empati ve toplumsal bilinç oluşturmak.
7. Bolluk İçinde Bilinçli Sınav : Bolluk ortamında açlığın verdiği imkânları nefsi kontrol ve Allah’a yönelme için kullanmak.
Yorumlar
Yorum Gönder