KILMAK

Kılmak

Bu kılmak, namaz kılmaktaki kılmak. Kılmak, eğer ‘kıl’ kökünden mastarsa (= kıl+mak), hafif bişey; yok, kılmanın başka bir anlamı varsa, - ki var : eski Türkçede etmek, eylemek, yapmak demek - ve kılmak namazla kullanılınca edâ etmek; edâ da borcun ödenmesi demek.

Namaz, borç mu ki?!.

Kılmak gibi namaz da Arapça değil, Farsça. Namazın Arapçası salât. Hem namaz, hem kılmak, Kur’an diline “yabancı”; bu kelimelerin Kur’anî karşılıkları ikâme-i salât. İkâmenin kökü : KVM. Bu kökten, kâme, kavim, mukâvim, takvîm, kıyâm, kıyâmet, ikâmet, mukâvemet gibi kelimeler türer; kelimenin emir kipi de qum/قم , kalk!. Kılmak, ikâme kadar zengin değildir.

Salât da namaz kelimesinden çok daha zengindir. Salâtın kökü de SLV. Son harf vav, med harfi; ya ve elif’e döner; salât, sallâ ve salâ şeklinde de yazılır.

Sala/صل/صلى, cehenneme/ateşe yaslanmak, pişmek ve kızarmak; "se-yaslâ nâran, lesâlül cehîm" gibi.

Salavât/صلواة duâ; sallâ/صلى da fiil-i mazî; muzarisi yusallî/يصلى . Hem destek vermek hem destek almak anlamında. “Hüve-llezî yusallî aleyküm ve melâiketühû...” (33/43)de Allah ve melekleri sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için salât ederler, denir. “İnneAllah’a ve melâiketehû yusallûne ale-Nebiy...” (33/56) Allah ve melekleri Nebî’ye salât ederler; Ey iman edenler siz de salât edin. = Destek verin.

...

İlk inen sûre Alak; sonra Kalem, Müzzemmil ve Müddessir. Kevser de ilk 10’da. Alak 10. âyette “abden izâ sallâ” geçer. Müzzemmil 2. âyette qum; 20. âyette tekûmu; Müddessir 2. âyette qum; 43. âyette de musâllîn var. Buradaki musâllînin bağlamı hesap/âhiret. Kevser’de “fe-salli” var, emir kipi, salât et; buradaki salâtın başında ikâme yok, sonunda li-Rabbik var.

Bu sûreler indiğinde henüz namaz farz kılınmamış. Namazın farz kılınışı mi’ractan sonra, Mekke’nin son yılları, Medine’ye hicretten hemen önce.

Öyleyse nedir bu salât ve bu salâtın ikâmesi = ayağa kaldırılması?!.

Omurgayı sağlam kılmak, zulmün karşısında dik durmak, Hakkı ve hakikati ayağa kaldırmak için eğitim yapmak ve donanmak. Müddessir’deki “gece kalkışı” (= gece kalkışının emredilmesi) Allah-u A’lem bunun için. Teheccüd, Müzzemmil 10. ve Müddessir 5. âyetteki hecr/hicret = uzaklaşma gibi!. Henüz güçsüz ve çaresizsin, gündüz mecbûren “yaklaşıyorsun” ama gece uzaklaş, kendini uzaklaşmaya alıştır.

Müzzemmil’deki “gece kalkışında yapılacakları” henüz namazın olmadığı, Kur’an’dan sadece üç-beş sayfa bile yekün tutmayan âyetlerin indiği bir zaman diliminde, “namaz kıl ve Kur’an oku”! diye meallendirmek = bu âyetleri bu şekilde tercüme etmek, o günün realitesine uymaz.

Karae’nin/okumanın kökü de KRE; kurû/قروء (temizlenme/hayz) da aynı kök. (Bknz. 2/228.) Hayz için önce rahimde kan birikir sonra da bu kan tahliye edilir; buna temizlik denir. Kur’an’ın henüz tamamlanmadığı, sadece üç-beş kısa sûrenin indiği, bildiğimiz anlamda namazın olmadığı = namazda okunacak kadar Kur’an âyetlerinin henüz inmediği bir zamanda gecenin yarısını, üçte birini, bu insanlar neyle ve ne şekilde geçiyorlardı?!.

“... verettil-il Kur’an’e tertîlâ.” (73/4.) Kur’an’ı ağır ağır, sindire sindire oku/tertil et mi?!. Ortada Kur’an yok.

Olup biteni topla-çıkar, birleştir-ayır, tart-değerlendir; düşün-taşın ve kararını kesinleştir, keskinleştir. Vicdanınla baş başa kal. Kendini, toplumunu, kâinatı oku; ve bir karar ver. Bu seni, ‘Lâ ilâhe illâllah, Muhammed-ur Rasûlüllah’ sözünün doğru olduğuna gönülden inandıracak, ve seni putlardan ve tağutlardan uzak tutacak.

Temizleneceksin.

Şimdilik sabret. = “vesbir alâ mâ yekûlûne vehcürhüm hecran cemîlâ.” (73/10.) Onların söylediklerine sabret; önce zihnen/fikren sonra da fiilen onlardan uzak dur, uzaklaş; bu işin nasıl olacağı ileride netleşecek ve bu, şeklen de (namaz olarak) sembolleşecek.

...

Bugün bizler namaz kılarken bu sembolü açmalı ve içini doldurmalıyız; aksi hâlde namazımızın içi boş kalır; Allah korusun, Mâûn’daki duruma doğru sürüklenme ihtimalimiz de artar. Kimdi onlar?!. Namaz kaldıkları hâlde yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayan, namazla gösteri/ş yapan, en küçük bir yardımı bile esirgeyenler = dini yalanlayanlar = yükezzibu bi-ddîn.

Kabul olunan/makbul namaz, kılanı dönüştüren namazdır. “inne-s salâte tenhâ an-il fahşâ-i vel münker...” (29/45.)

Namaz kılanda bu dönüşüm yoksa, “bizim oğlan binâ okur, döner döner gene okur.” Bu ne demek?!. Hep aynı, hep aynı; yeni bişey, hiçbir ilerleme yok, demek. Durum biraz da bunu andırmıyor mu?!. İş sadece kılmakta değil, tutmakta da vermekte de gitmekte de benzer durum var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP