BATI AKLINI KİTÂB’TAN OKUMAK

Batı Aklını Kitâb’tan Okumak

Akdeniz, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan bir havzadır: Babil, Sümer, Akad, Roma, Yunan ve Pers; ayrıca Kudüs, Mısır, Atina ve Harran da bu etkileşimin merkezlerindendir. Burada Bâl, İştar, Enu, Zeus, Apollon, Artemis ve Ares gibi tanrılara tapınma söz konusuydu; doğuda ise Ahura-Mazda ve Ehrimen gibi ilâhî tasavvurlar vardı. Bu bölgede krallar, firavunlar ve imparatorluklar hüküm sürerken, insanlar çeşitli putlara ve ilâhlara tapmayı sürdürmekteydi.

İşte böyle bir dönemde, İbrâhîm, putları kırar ve gökteki tanrıların - Güneş, Ay ve yıldızların - Tanrı olmadığını ilan eder : “Ben sizin şirk koştuğunuzdan uzağım; Benim Tanrım, gökleri ve yeri yaratandır.” (6/78.) der.

Tarihsel olarak bakarsak, Hz. İbrâhîm M.Ö. yaklaşık 2000 civarında; Hz. Mûsâ M.Ö. yaklaşık 1300-1400 civarında; Hz. İsâ M.S. 0-33 yılları arasında; Hz. Muhammed M.S. 571-633 yılları arasında yaşamıştır.

Dört Peygamber de bozulan Tanrı tasavvurunu düzeltmek üzere gönderilmiştir. Hz. Mûsâ, Firavunlar döneminde; Hz. İsâ, Roma döneminde; Hz. Muhammed ise Bizans ve Pers imparatorlukları döneminde.

...

Batı aklı (ve bilimi), büyük ölçüde Roma ve Yunan düşüncesine = mirasına dayanır. Bu akıl, her şeyi sebep-sonuç zincirine bağlar ve deneyimlenemeyen veya gözlemlenemeyen şeyleri kabul etmez. Roma ve Yunan, Akdeniz’in doğusundaki Mısır ve Kudüs’le iletişim hâlindeydi; Socrates’in İtalya seyahati bunun bir örneğidir. Bu dönemde Kudüs’te Yahudilik hâkim, Mısır’da ise paganizm yaygındı; Osis, Osiris, Amon, Ra, Hathor gibi tanrılara tapınılıyordu. İsrâiloğulları ise zulüm altındaydı ve Hz. Mûsâ böyle bir ortamda gönderildi. Mûsâ, İbrâhîm’ın oğlu İshâk’ın, onun oğlu Yâkub’un oğlu Levi soyundan gelmekteydi ve Yusuf ile akrabaydı.

Daha sonra İlyas, Yunus, Zekeriyyâ, Yahyâ ve İsâ gelir. Zekeriyyâ, Yahyâ’nın babasıdır; İsâ’nın ise babası yoktur. Meryem Sûresi, Meryem, Zekeriyyâ, Yahyâ ve İsâ’dan söz eder; bu soya İmran soyu denir. (3/33 ve 19/1-35.) İmran, Hz. Meryem’in babası; annesi ise Hanne/Hannah’dır. Hanne/Hannah, doğacak çocuğunu Rabbine adar. (3/35.) O dönemde ma’betlere kız çocukları giremiyordu, ama Hanne’nin/Hannah’nın bir kız çocuğu olur : adı Meryem.

Meryem’in bakımını Zekeriyyâ üstlenir ve Onu ma’bede yerleştirir. Zekeriyyâ ihtiyar ve çocuksuzdur; ma’bette Rabbine yalvarır ve Ona bir çocuk müjdesi verilir (3/37-50. 19/1-15.)

Daha sonra Meryem de hamile kalır. Halk şaşkındır. Ma’bette yetişmiş ve evlenmeden hamile kalmış bir kız!.

Bunu batı aklı almaz.

Babasız çocuk mu olur?! = İsâ.

Kısır kadın doğurur mu?!  = Yahyâ.

Batı aklı, sebep-sonuç ilişkisine dayalı olarak bu olayları anlamakta acizdir; ona göre doğal sebepler oluşmamıştır. Bu akıl, Âdem’de sebep neydi diye sormaz, Âdem’in annesi de yoktu demez. Batı aklı hâlâ aynı yerde takılıdır; bu akıl, Kitâb’ın anlattığı mucizeleri ve olağanüstü olayları anlamaktan âcizdir, ama bu acziyetini de itiraf etmez; çünkü bu akıl, aynı zamanda kibirlidir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP