SÖZ ve KELÂM
Söz (kavl) ile Kelâm (kelime) Arasındaki İlişki
Kur’ân’da, kavl ile kelâm arasındaki fark ve bağlantı, insanın sözle ve hayatla ilişkisini anlamak açısından kritik bir noktadır.
1. İlâhî Kelâm ve Kavl
İlâhî Kelâm, evrensel, kudretli ve tüm zamanlara ait bir Söz’dür. Bu Kelâm, tarihsel olarak Peygamber aracılığıyla insan düzeyine indiğinde, söze dönüşür; yani kavl hâline gelir. Kavl, anlık ve zamansal bir ifadedir; örneğin قل = de! emir kipindeki kavl, o âna yöneliktir. Ancak bu görünüşte ânlık sözdür, ama taşıdığı ilâhî mana ve kudret nedeniyle kelâmî boyuta uzanır. Böylece kavl, sadece o âna ait bir söz olmaktan çıkar ve evrensel bir kudretle bağlı hâle gelir.
2. Kavl ve Kelâm Arasındaki Fark
Kavl, söylenmiş söz ve ânlık ifadedir. Tarihsel ve zamansal olarak görünür, yüzeyde geçici gibi durur. Kelâm ise, anlam ve kudret bütünlüğüne sahip, evrensel ve sürekli Sözdür. Kur’ân perspektifinde kavl, insan aracılığıyla iletilmiş olsa da, her zaman kelâm ile bağlantısını korur. Bu bağ koparsa, söz sadece laf hâline gelir; kelâmî etkisi ve kudreti kaybolur.
Kelâm, kavlin (sözün) kıblesidir.
Kavl, insan için bir iletişim aracı iken, kelâm kavlin taşıdığı derinlik, bağlam ve kudret anlamına gelir. İnsan, kavli kelâm hâline getirirken, sözün kökeni olan İlâhî Kelâm ile bağını koparmadan yaşamak zorundadır.
3. Beyân ve Sözün İkramı
İnsan, kavli kelâm hâline getirirken, bunu yapabilme yeteneği de Allah’ın kula bir ikramıdır. Kur’ân’da “علّمَهُ البَيان = allemeHü-l beyân” (55/4.) ifadesi, insanın söz söyleme ve anlamı ifade etme yeteneğinin O’nun ikramıyla verildiğini gösterir. Kavl, insanın kendi üretimi değildir; ancak bu ilâhî ikram sayesinde kavl, kelâm düzeyine taşınabilir ve hayatın her anına nüfuz edebilir.
4. İnsan Sözü ve İlâhî Bağ
İnsan, manen nasıl Allah’la bağ kurmak isterse, insanın sözü de O’nun Kelâmı ile bağ kurmak ister. Kavl, anlık bir ifade olsa da, insanın kalbi İlâhî Kelâm’a yöneldiğinde, söz de sadece laf olmaktan çıkar, O Kelâm ile temas kuran bir araç hâline gelir. Bu farkındalık, sözün değerini, kudretini ve ahlâkını da belirler.
5. Sözün Ahlâkı
Kavl ile kelâm arasındaki ilişki aynı zamanda söz ahlâkını belirler. İnsan, kavli kendi sözüne indirgerse, kelâmın kudreti ve evrenselliği kaybolur. Söz ahlâkı, kavlin Kelâm ile bağını koparmadan yaşamak ve O bağın farkında olarak kavli kelâm hâline getirmektir. Bu bağın farkında olmak, her söylenen sözün sadece anlık bir ifade değil, evrensel bir kudret taşıdığını hatırlamak anlamına da gelir.
6. Örneklerle Pekiştirme
قل = Qul = De!, anlık bir kavl/söz, Peygamber aracılığıyla o dönemde (610-632) iletilmiştir, o âna yöneliktir ama taşıdığı mana evrensel Kelâm ile bağlıdır.
“İnnehû le-kavlün kerîm” (Vakıa 77.) : Görünüşte o âna söylenmiş bir söz, ama “kerîm” sıfatı ile sadece o ânı değil, zaman ve mekân ötesi kudreti ve değeri taşır.
“Lâ tebdîle li-kelimâtillah” : Bu uyarı, kelimelerin görünüşte benzer olsa da anlam, kudret ve bağlam bütünlüğünü korumanın önemini vurgular. İnsan, kendi sözünü İlâhî Kelâmın yerine koyamaz.
7. Sonuç
İlâhî Kelâm, insan düzeyine indiğinde Söze (kavl) dönüşür.
İnsan, kavli kelâm hâline getirirken, Kelâm ile bağını koparmadan yaşamalıdır.
Kavl, âna yöneliktir ve geçici gibi görünse de, O bağın farkında olmak kavli evrensel bir kelâm hâline dönüştürür.
Bu süreç, hem sözün ahlâkını hem de insanın İlâhî ikram olan beyanı ile ilişkisini ortaya koyar.
Bütün kitaplar, tek bir Kitâb’ın anlaşılması için yazılır. (= yazılmalıdır.) Bütün sözler, O Söze = Kelâm’a uygun kılınmak için söylenir. (= söylenmelidir.)
Yorumlar
Yorum Gönder