VESVESE
Vesvese : İçe doğan olumsuz (= kötü) fısıltı, kuruntu, işkil, şüphe. Bu hâlin, şeytanın işi olduğu, 7/20 ve 20/120’de açıkça belli. 50/16’da vesvese, nefse; son sûre Nâs’da, hannâs’a atfedilir; toplamda 5 yerde geçer.
Şeytan, ŞTN (= شطن)’dan, Rabbin Sözünü (= emrini) dinlemeyen, bu yüzden uzaklaşan (= uzaklaştırılan, taşla kovulan, taşlanan = recmedilen) varlık.
Hannâs, sinsi, kurnaz ve hilebaz.
Nefs, kişi, entite, nefes alıp-veren (= can taşıyan, canlı) birey; kişiyi başka bir kişiden ayıran “şey”; kişinin kendi, açığa çıkmamış = görünmeyen beni.
Nefs, yaratılışı itibariyle nötrdür. Onun bu nötrlüğünü insan bozar. “ve nefsin ve mâ sevvâhâ, fe-elhemehâ fücûrehâ ve taqvâhâ.” Nefse ve onu tesviye Eden'e andolsun ki O, ona iyiliği ve kötülüğü (= taqvâ ve fücûru) ilham etti. (91/7-8.)
İlham da vesvese gibidir ama onun zıddıdır; o da içe doğar. İlham, rahatsız etmez, huzur ve rahatlık verir; vesvese, rahatsız eder, kişinin içini kemirir.
İlham (= إلهم), onarır; vesvese, yıkar.
Vesvese (= وسوس = kuruntu, işkil, şüphe), Rabbin Sözünden (= emrinden) uzak olana, O’nun Sözünü dinlemeyenin içine doğar.
Rabbi zikir (= hatırlama ve hatırlatma; hatırlamayan, hatırlatamaz), vesveseyi giderir; Rabbi unutma, vesveseye sebep olur. Kişi, içten (= samimî bir şekilde), yalvara-yakara, korkarak ve çekinerek, sessizce, sabah-akşam (= her zaman) Rabbini zikrederse (= hatırlarsa ve hatırlatırsa), gafletten uzak kalır (Bknz. 7/205); böyle birinin içine, vesvese doğmaz. O, şeytan (ve şeytanlaşmış insanlar) gibi, Rabbin Huzurundan kovulmuş, Rabbe uzak kalmış değildir. = İçten (= samimî bir şekilde), yalvara-yakara, korkarak ve çekinerek, sessizce, sabah-akşam (= her zaman) Rabbini zikredenler, Rabbe yakın olanlardır. Onlar, O’na ibâdetten (= kulluk etmekten) aslâ kibre kapılmazlar. Aksine O’nu (sürekli) yüceltirler (= tesbih ederler) ve (sadece) O’na secde ederler. (Bknz. 7/206.) (Dikkat!. Secde âyeti.)
Vesvese, Rabbi için yaptığı kulluğu (= ibadeti, iyiliği) ‘çok’! görenlerin, kul oldum diye kendini “bişey” zannedenlerin, kulluğu ile kibirlenenlerin; veya başka varlıkları da ‘Rab gibi’ sevenlerin, onları da O’nun gibi yüceltenlerin, onlara da O’nun gibi saygı gösterenlerin, Rabbin emrine aykırı emir verenlerin emirlerine “baş üstüne, emredersin” diyenlerin; neticede Rabbe uzak olanların içine doğar.
İnatçı (= suçlu veya günahkâr olduğunu kabul etmeyen) şeytan, Rabbine : beni, onun (= insanın) yüzünden kovdun; ben de ondan intikamımı alacağım; onun (= insanın) doğru yolunun üzerine oturacağım; ona, önünden-arkasından, sağından-solundan yaklaşacağım, ve Sen onu = o insanların çoğunu, şükredici bulmayacaksın, dedi. (Bknz. 7/16-17.)
Özellikle günümüzde önümüz-arkamız, sağımız-solumuz şeytanlarla dolu. Düzenli zikir yapmaz ve zikrimizi artırmazsak, şeytanların tuzağına kolay düşeriz. Zikir, hiçbir şey yapmadan sabah-akşam tesbih çekmek değildir, her işimizi O’nu hatırlayarak ve O’nun için yapmaktır. İşe yarar hiçbir iş yapmadan sabah-akşam tesbih çekmek, sorumluluktan kaçan münzevîlerin işidir. İnzivâ ve i’tizal = uzlet, Enfâl 16. âyette sözü edildiği gibi, donanım ve tekrar mücadele (= savaşmak) için olmazsa; meydan, şeytana = şeytanî güçlere bırakılır. Tasavvufa = tasavvufî dindarlığa, Mu’tezile’de olduğu gibi sadece fikrî mücadeleye ve tarafsızlığa (= Mürcie’ye = olup-biteni Allah’a havale etmeye), bu yüzden sıcak bak(a)mıyorum.
Müslümanın duruşu nettir. Bu netlik, onun imanından gelir. Vesvese, netliğe şüphe katar, insanı kararsızlığa iter ve insanın mücadele azmini baltalar; bu yüzden de şeytanın (= şeytanî ve tağutî güçlerin) işine yarar.
Yorumlar
Yorum Gönder