MEBDE' ve MEÂD
Mebde’ ve Meâd : Başlangıç ve Son. İlk kaynak. Son kaynak. Asıl. Temel.
Mebde’, BDE (= بدأ)’den, başlamak veya başlangıç, başlangıçtaki hayat; bu kalıp, hem ism-i zaman hem ism-i mekân; meâd, عاد veya عود / avdetten; sonraki, dönüşteki hayat demek.
Hayat, mebde’ ile açığa çıktı, başladı, göründü; çıkaran, El-Bedî’. “Bedî’-üs semâvâti vel arz/d.” (2/117.) Buradaki Bedî’nin son harfi, elif değil ayn, kelime بدع ; anlamı : yaratma, icat etme.
İlk kaynak, Tek kaynak ve Asıl, O. = El-Bedî’.
Son varış da O’na.
“innâ lillâhi ve innâ ileyHi râciûn.” (2/156.)
Önemli olan : varınca, nasıl (= ne hâlde) vardığımız; bize verilen imkânları nasıl kullandığımız?!.
“De ki : Rabbim bana haktan (= adâletten = kıst) yana olmayı emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun ve dini yalnızca O’na has kılarak duâ edin. (= duâ etmeyi/istemeyi emretti.) Sizi ilk yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.”
قُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ
(7/29.)
Dönünce?!.
Dönünce, nasıl biri olacağımıza ve nasıl bir hayat yaşayacağımıza, buradaki amellerimize bakarak, O karar verecek.
“O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü düreriz. Onu ilk yarattığımız gibi yeniden yaratırız. Bu Bizim katımızdan verilmiş bir sözdür. Kuşkusuz Biz, sözümüzü kesinlikle yerine getiririz.”
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِۜ كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ وَعْداً عَلَيْنَاۜ اِنَّا كُنَّا فَاعِل۪ينَ
(21/104.)
“Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın sözü haktır. O, mahlukatı önce yaratır, sonra iman edip salihât yapanlara, adâletle karşılık vermek için tekrar yaratır. Kafirler ise küfürlerinden dolayı, kaynar sudan içecekler ve onlara can yakıcı bir azap tattırılacak.”
اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاًۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
(10/4.)
“De ki : Hakk geldi; artık bâtıl, ortaya bir şey de koyamaz, bir şeyi de geri getiremez.”
قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ
(34/49.)
“De ki : Hakk geldi; bâtıl yok oldu; kuşkusuz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur.”
وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
(17/81.)
Yorumlar
Yorum Gönder