DÜŞ-ÜNCE
Düş : Rüya. Düşün ve düşünce : Fikir. Düş, görülür; düşünce, akledilir. Düş, sadece düşte (= uykuda, rüyada) görülmez, uyanıkken de düş görülür; uyanıkken görülen düşe, “hayal” denir. Hayal, geriye de ileriye de gider. Hayalde, “tam özgürlük” vardır. Hayalin düşünce gibi “mantıklı” olması da gerekmez.
Düşünce, hayalin mantık ve dil kurallarına uygulanmasıdır. Mantığın ve dilin kuralları “genel kabule” göre belirlenir. Genel kabul, %100 doğru sonuç vermez. Bu yüzden de her düşünce %100 doğru olmaz.
Pekiî, doğru düşünceyi, yanlış düşünceden ne ayırır?!.
El-İlâh = Allah. Kur’ân. Kur’ân, Furkân’dır. Furkân, doğrunun-yanlışın, iyinin-kötünün, güzelin-çirkinin farkını ortaya koyan İlâhî Kitâb/Hitâb’tır.
Yaratan bilmez mi; en doğru, en iyi, en güzel hükmü vermez mi?!.
Kur’ân/Furkân, düşlerimize de düşüncelerimize de yön (= ayar, kıble, doğru istikamet) verir. Hidâyet, düşlerin de düşüncelerin de doğru yönü ve doğru yolu bulmasıdır.
Kur’ân/Furkân, içinde zerre şüphe (= rayb) olmayan ve muttaqîler için hidâyettir. = “lâ raybe fîhi, hüden lil muttaqîn.” (2/2.)
...
Düş (= hayal) görmeyince ve düşmeyince, düşünülmez. Düş (= hayal) görmeyen ve düşmeyen insan, rahat insandır, ve bu rahat onu hep meşgul eder, oyalar. Düşen ve düşünce ayağa kalkmak isteyen insan, ne yapması gerektiğini düşünür. Düşen insan, dertli insandır, hâlinden memnun olmayan insandır. Rahat insan, dertsizdir; o, içinde bulunduğu ândan (= zamandan) ve mekândan memnundur; burada ve şimdi (= bu mekânda ve bu ânda/zamanda) yaşar. Dertli insan, burada, bu şekilde olmaktan ve içinde bulunduğu ândan/zamandan memnun değildir; daha iyi, daha mutlu/huzurlu olduğu veya olacağı ânları/zamanları ve mekânları hayal eder, düşünür.
Düşen insan, düşünür.
Ben 61 yıl önce anamın rahmine düştüm.
Hepimiz düştük.
Düştüğümüz yer (= dünya), düşmeden önce bulunduğumuz yerden (= cennetten) kötü. Düştüğümüz yer (= dünya), sıkıntılı, meşakkatli bir yer; düşmeden önce çook rahattık...
Neden düştük?!.
Doğru düşünemediğimiz, dolayısıyla da Rabbimizin (şu ağaca yaklaşmayın!.) emrini dinlemediğimiz için.
Düşünce, düşündük; ve özür diledik; sonra, özrümüzü unuttuk; düştüğümüz yere adapte olduk; hayal kurmayı ve düşünmeyi de bıraktık.
Düştüğünü unutan, ne düşünür ne de hayal kurar. Düşen, önce ayağa kalkmak (= kıyam, ikâme), sonra, düştüğü çukurdan “çıkmak” (= urûc, mîrac) için çareler arar.
“Namaz, Mü’minin mîracıdır.” (Hadis-i Şerif)
Düşünceye, düşün (= hayalin) mantık ve dil kurallarına uygun kılınmış hâli, demiştim. Düşten (= hayalden) düşünceye bi şekilde gelinir-gidilirken; düşünceden de düşe (= hayale) bi şekilde gelinip-gidilebilir. Doğru (Kur’ân’a/Furkân’a uygun) düşünce, kişiyi doğru düşe (= hayale); yanlış (Kur’ân’a/Furkân’a uygun olmayan, şeytânî) düşünce, kişiyi yanlış düşe (= hayale) götürür, sevk eder.
Kur’ân/Furkân bizi, hem hayâlen hem aklen doğru bir şekilde, geçmişe (= ilk çıkış noktasına, ilk yaratılışa) ve geleceğe (= son varış noktasına) götürür-getirir. Bu “yolculuğu” bize, dinden (= Allah’tan) başkası yaptıramaz.
İlk çıkış noktamız, Rabbimizin bizi “iki eli ile” topraktan yarattığı (şekil/sûret verdiği) ve Ruhundan üflediği, bizi mükerrem kıldığı sonra da meleklerinin bize secde ettiği ân. Biz ise, bize secde etmeyen şeytana kanarak hem Rabbimizin gözünden hem de içinde bulunduğumuz mekândan (= cennetten) düştük. (= hubût)
Düştüğünün farkında olmayanlar (= mevcut hâllerinden memnun olanlar), düşün(e)mezler ve düş (= hayal) kur(a)mazlar. Çünkü, düş (= hayal) kurmak (= düşlemek) ve düşünmek, pişmanlığı hatırlamak ve daha iyi bir gelecek kurmak içindir.
Yorumlar
Yorum Gönder