MUSÎBET

Sıkıntı. Felâket. Dert.

“mâ esâbe min musîbetin illâ bi-iznillah. = Başınıza gelen her musîbet, Allah’ın izniyledir.” (64/11.)

Hadid, 22. âyette, meâlen “başa gelen her musîbet, önceden bir Kitâb’ta yazılıdır.”, Şûrâ, 30. âyette, “başınıza gelen her musîbet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.” denir.

Bu “zıt gibi” görünen durumu nasıl açıklarız?!.

Önceden sonucu belli olan bir durum (= iyilik ve kötülük), bizim ellerimizle = irademizle ortaya çıkıyor.

Bizler, bizim hakkımızda olacak olanı (= başımıza gelecek olanı) “önceden” bilmiyoruz, ama Rabbimize göre “önce ve sonra” yok. Bizler, zamana mahkûm varlıklarız; Rabbimiz, her şeye olduğu gibi zamana da hâkim. Bize göre ‘kader problemi’, bir zaman problemi. Bu ‘problemi’, akıl değil iman çözer. Nitekim, âyetin (64/11) devamı, “ve men yü’min billâhi yehdi kalbeh = Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbine hidâyet verir.” der ve âyet, “vallahu bikülli şey’in alîm = Allah her şeyi bilir.” diye biter.

Kalbinde iman hidâyeti olmayanlar, başlarına gelen musîbetleri isyanla karşılarlar. Kalbinde iman hidâyeti olanlar ise, her şartta Allah ve Rasûlüne itâatten vazgeçmezler ve Allah’a tevekkül ederler. (Bknz. 64/12-13.) Tevekkül, imanın bir ileri boyutu, aşamasıdır, Allah’ı vekil kılmadır. İman, Allah’a güven; tevekkül, bu güvenin fiilî sonucudur.

Allah’a güvenen ve tevekkül eden bir Mü’min, başına gelen her musîbeti de bir ‘deneme, imtihan, belâ ve fitne’ olarak görür. (Belâ, başa gelen zor durum. Fitne, zorlukla arınma, cevheri posasından arındırma/saflaştırma.) Mü’min, başına gelen her musîbeti bir arınma, temizlenme, saflaşma vesilesi; münkir, başına gelen her musîbeti bir ceza ve belâ olarak görür. İki görüşün, kişideki psikolojik karşılığı çook farklıdır.

Elbet, bazı musîbetler, işlenen kötülüğün karşılığıdır = cezâdır; (Din cezâyı, yapılan eylemin hem mükâfatına hem cezasına karşılık olarak kullanır.); bazı musîbetler de samimiyet testi içindir, ve iyilerin başına gelir. Bakalım bu iyi, iyiliğinde ne kadar ve nereye kadar iyi?!.

Başımıza gelen musîbetleri nasıl veya ne şekilde karşıladığımız önemli. Bu hâl = bu psikoloji, bizi ele verir.

Lütfen sûrenin kalan 5 âyetini (64/14-18) dura dura (= düşüne düşüne) okuyun ve orada sözü edilen (eş, çocuk ve malla olan) imtihanların ne kadar zor olduğunu bi görün.

Düz (= engelsiz) yolda herkes yürür; mahâret, dikenli (= engebeli) yolda yürümektir.

Her yol, asfalt ve güvenli değil ve yol üstünde eşkıyâlar, şâkîler, haydutlar var.

“İhdinâ-s Sırât-al Müsteqîm” (1/6.)

...

Kader

Aslında sistem doğru = düzenli kurulmuş, tıkır-tıkır işliyor; bir arıza/aksaklık çıkarsa (= çıkarırsanız), şöyle yapın (= davranın) = Kur’ân’a = indirilen dine uyun deniyor.

Arızayı çıkaran, sistemin işleyişi veya yıpranışı değil, sistemi Kuran (= Allah), her ân kurduğu sistemi denetliyor. = “küllü yevmin Hüve fî şe’n.” ama insan, bu sistemde arıza çıkarmakta = Kur’ân’a = Dine uygun yaşamamakta ısrar ediyor.

Üstüne üstlük, arızayı Rabbe isnat etmek de bu nankör insanın başka bir yüzsüzlüğü. Buna din adamları sınıfı da (= ruhbanlar, ahbarlar ve kaderciler de) dâhil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP