ŞEHÂDET
Şehâdet : Şâhitlik. Tanıklık.
B’birinin veya bir olayın olduğu/bulunduğu yerde olan, O’ona şâhit olan, O’onu G’gören.
Görme, sadece gözle mi olur?!.
Göz, beş duyudan biri değil midir?!.
Diğer dört duyu (= kulak, burun, deri, dil) ile de görülemez mi?!. İşitme, koklama, dokunma/hissetme ve tatmanın, görme ile ilişkisini kuran, nedir?!.
Beş duyu ile algıladıklarımıza, duyulurlar diyoruz; bu algıları, içimizde birbirine bağlayan ve duygulara dönüştüren bişey var, olmalı!. Bu duyguların bizdeki olumlu-olumsuz etkileri de bizi belli bir kanaate (= görüşe, fikre) ve belli bi yönde bir dönüşüme (= davranışa, eyleme) sevk etmeli, sürüklemeli!.
Görme’den (= görmekten) görüşe (= yargıya, fikre) dönüşen bu sürece, teorik (= nazari, kuramsal, düşünsel/fikrî) şehâdet diyebiliriz.
Teorik (= nazari, kuramsal, düşünsel/fikrî) şehâdet varsa, pratik (= fiilî, amelî, tatbikî, uygulamalı) şehâdet de vardır; şehitlik ve şâhitlik gibi; Kant’ın saf ve pratik aklı gibi.
Şehâdetimiz (= Eşhedü en lâ ilâhe illâ-l Allah ve eşhedü enne Muhammed-en abduHû ve RasuluHû deyişimiz), sadece teorik veya söz düzeyinde mi, henüz pratik düzeye taşınamadı mı?!. İman : söz ile ikrar, kalp ile tasdik, aza/organlar ile ameldir. Bu üç özelliği (= ikrar, tasdik ve ameli) birbirinden ayırmamalıyız, ayıramayız. Tasdik yoksa, söz; amel yoksa, tasdik havada kalır; söz de bir tür amel ve tasdiktir. Sözle söylediğimiz şehâdeti, kalp/kalbimiz tasdik etmiyorsa, o sözü ya korkudan ya kuşkudan ya da “şakadan/yalancıktan”! söylüyoruz demektir. Kalbimizin tasdik ettiği şehâdetimizi diğer organlarımız (= elimiz, ayağımız, dilimiz, vb.) tasdik etmiyorsa = kalbimizin dediğinin aksini yapıyorlarsa, bu sefer de içimiz-dışımız bir değil, demektir; bu durum kalbi yorar, kalp krizine yol açar.
Allah’tan başka ilâh yok, dediğimiz hâlde, ilâhın ne (demek) olduğunu bilmiyorsak, şehâdetimizin bir anlamı = bir ağırlığı olmaz. Bilmeden şâhitlik, görmeden (= duymadan, dokunmadan, tatmadan, koklamadan) şâhitliktir, buna yalancı şâhitlik denir.
Şehâdet, duyular ile (= beş duyu ile), duygular ile (= severek, gönülden), akıl ve kalp ile (= bilerek, bir görüşe ererek, inanarak) yaptığımız bir şâhitliktir.
Hz. Ali Efendimize sormuşlar :
- Allah’ı gördün mü?!.
- (El-cevap) : Görmediğim Allah’a secde (= ibâdet & kulluk) etmem. (= tapmam).
- Nerede gördün?!.
- Olmadığı bi yer gösterin!.
Kafa gözümüz ile (= duyularımızla) aslâ göremeyeceğimiz; ama duygu, akıl ve kalp gözümüzle hakkında bir görüşe, bir kanaate, bir fikre, bir inanca varabileceğimiz Bir İlâh’a (= Allah’a) tanıklık etmemiz, bizi sahici bir Mü’min-Müslim (= Müslüman) kılar; bu yoksa, -- Allah korusun -- bizler yalancı şâhitler muamelesi görürüz.
Yorumlar
Yorum Gönder