PASAPORT
Pasaport : Bir ülkeden başka bir ülkeye geçerken (= yurt dışı seyahatlerde) “sınırda” gösterilmesi gereken belge. Bu yazı “sınır” kavramını (= fikrini), toplumsal ve siyasal boyutları ile ele alacak.
Sınırın içi, bizi; sınırın dışı, ötekini/ötekileri ifâde eder.
Pekiî, sınırın içinden memnun değilsek, ne yapacağız; yurt dışına mı gideceğiz?!. Yurt dışı da “aynı” ise; oralar da, “üç aşağı beş yukarı” sınırın içine benziyorsa?!. Nitekim, benzer ülkeler için pasaport şartı aranmıyor. Neredeyse tüm küre (= tüm dünya), artık aynı şekilde yönetiliyor.
Mevcut yönetimlerden memnun değilsek, ve “haksızlığın, adâletsizliğin olmadığı ideal bir dünya” arıyorsak, bu ideal dünya ile reel dünya arasına da bir sınır koymak durumunda kalmayacak mıyız?!. Kendimize böyle bir sınır koymazsak, “sistem” bizi de yutar, yutmasa da kendine benzetir.
Bugün, “Lâ ilâhe illâ-l Allah” tam da böyle bir sınır koyma, ve bu sınırda “nöbet tutma, tetikte durma” hâli; içeri girmek tehlikeli; dışarda durmak çözüm değil. Tamamen dışarda kalmak, sistem için arzulanan bi şey; dün tasavvuf bunu yaptı, bugün de yapmaya devam ediyor.
Çözüm : Sınırda kalıp, içeriyle teması kesmemek ve sistemi bir şekilde dönüştürmek. Efendimiz, Mekke döneminde bunu yapmaya çalıştı. Ama sonunda dışarıda (= Medine’de) bu dinin ekonomik, sosyal/toplumsal ve siyasal sistemini kurdu; o din/sistem orada güçlenince de (eski) içeriyi (= Mekke’yi) fethetti.
Mekke’de, Mekke'nin “toplumsal ve siyasal içerisinde” kalsaydı (= ideal sınırı ile reel sınırında durmasaydı) kendi içini (= kendini) de bozardı. O sınırdan içeriye seslendi; o içerinin çeperinde olanlar (= mazlumlar, müztez’aflar) Onun sesine kulak verdi... sonra da O, onları alarak dışarıda yeni dini ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak şekillendirildi = devlet (= siyasal bir güç) hâline getirdi.
Bugün de neredeyse her yer, 610-622 yılları arasındaki Mekke (gibi)!. Bugün bizler, “Muhammed-ur Rasûlüllah” diyorsak, o gün Onun yaptığını = Sünnetini bugüne taşımak (= uygulamak) durumundayız. Onun Sünneti, sadece misvak kullanmak, yemeğe tuzla başlamak, sağ elle yemek, ... gibi işler değil; bunları aşamayanlar, Onun davasını anlayamayanlardır.
Sistem içinde kalanların, ‘Lâ ilâhe illâ-l Allah, Muhammed-ur Rasûlüllah’ı bir de bu açıdan düşünmelerinde fayda var.
Yorumlar
Yorum Gönder