ثم
ثم
Bu kelime nasıl okunur?!.
Sümme ve Semme. (Simme şeklinde de okunabilir ama bu okuma anlamsız olur.)
Sümme, zaman zarfı olarak SONRA anlamında; semme, mekân zarfı olarak ORADA anlamındadır.
Semme şeklinde okunuş : İnsan Sûresi 20. âyette, Tekvir Sûresi 21. âyette, Şuarâ Sûresi 64. âyette, Bakara Sûresi 115. âyette geçer.
Burada İnsan Sûresi 20. âyeti ele alacağım.
“ve (nereye) bakarsan, (her yerde) büyük bir mülk ve nimet görürsün.”
وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً
Bu âyete, şu şekilde de anlam verilemez mi?!. = Baktığında, sonra yine baktığında = her baktığın yerde, her baktığın zaman büyük bir mülk ve nimet görürsün.
Yâni, semme’yi sümme şeklinde de okuma. Bu okuma anlamı bozar mı?!. Bence bozmadığı gibi, anlamı ve mekânı “hareketlendirir, sabitlemez.”!. Yani cenneti, sabit bir mekân olarak görmememizi sağlar, nimetin ve mülkün alanını da genişletir ve çoğaltır. (Mekân zarfı olan sümmeyi zaman zarfına da dönüştürür.)
Sanki bu âyet, -- bu âyetteki bu kelime --, “zamanla mekânı = mekânla zamanı birleştiriyor”! gibi. Öteki türlü okuyuşta zaman yok, mekân da sabit gibi duruyor.
Siz ne dersiniz?!.
Bu sûreyi baştan sona, zihninizde, hareketli bir film seyreder gibi bi okuyun, bana hak vereceksiniz.
Yukarıya alıntıladığım âyetler de bu şekilde okumaya müsait. Meselâ Bakara, 115. = “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın Yüzü (Zâtı) oradadır. Şüphesiz Allah’(ın rahmeti ve ni’meti) boldur. O (her şeyi) bilendir.”
وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ
“fesemme Vechullah”, buradaki semme de yer/mekân zarfı, ama bunu zaman zarfı olarak da okursak : ne zaman ve nerede, nereye ve ne tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın Yüzü (Zâtı) oradadır, şeklinde bir anlama ulaşırız. ثم yi sadece mekân zarfı olarak okumak, (hâşâ) Allah’ı mekâna “sabitlemek” gibi bir (yanlış) izlenim verebilir; oysa Allah, her zaman her yerdedir.
Yorumlar
Yorum Gönder