Kayıtlar

ÖLÜ İNEK, ÖLÜ KALP

ÖLÜ İNEK, ÖLÜ KALP Kur’an’ın Bakara sûresinde anlattığı inek kıssası, ilk bakışta bir cinayetin aydınlatılmasıyla ilgili görünür. Bir insan öldürülmüş, katili bilinmemiş ve insanlar bu konuda birbirleriyle çekişmeye başlamışlardır. Allah ise onlara bir inek kesmelerini emretmiştir. Onlar emri doğrudan yerine getirmek yerine ineğin niteliği hakkında tekrar tekrar soru sormuş, sonunda tarif edilen ineği bulup kesmişlerdir. Ardından Allah şöyle buyurur : “ Bir nefsi öldürmüştünüz ve onun hakkında çekişiyordunuz. Allah ise gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.” (2/72) Sonra ölüye ineğin bir parçasıyla dokunulması ve Allah’ın izniyle ölünün dirilmesi anlatılır : “ İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir; umulur ki akledersiniz.” (2/73) Fakat kıssa burada bitmez. Tam tersine, asıl çarpıcı cümle bundan sonra gelir : “ Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık onlar taş gibi, hatta daha da katıdır.. .” (2/74) İşte burada kıssa bambaşka bir derinlik kazanır. ...

KÜRESEL ÇARK

KÜRESEL ÇARK Kart Dünyası, Finansal Okyanus ve Zaruret Miktarı Bugün para yalnızca para değildir. Para; bankalar, kart ağları, ödeme kuruluşları, finansal piyasalar, varlık yönetim şirketleri, teknoloji şirketleri ve veri altyapıları üzerinden dolaşan devasa bir sistemin içinde hareket eder. Bir alışveriş yaptığımızda çoğu zaman yalnızca bir mal veya hizmet satın aldığımızı düşünürüz. Oysa o işlem; satıcıyı, bankayı, ödeme kuruluşunu, kart ağını, veri işleme sistemini ve kimi zaman daha geniş bir finansal ekosistemi harekete geçirir. Dolayısıyla mesele yalnızca “paramı hangi kartla harcıyorum” sorusu değildir. Daha temel soru şudur : “Ben hayatımı sürdürebilmek için bu devasa finansal sisteme ne ölçüde bağımlıyım?” Asıl mesele belki de burada başlıyor. KART DÜNYASI Küresel kartlı ödeme ekonomisinin büyüklüğü trilyonlarca dolarla ifade ediliyor. Örneğin Visa, 2025 mali yılında kendi ağı üzerinden 14,2 trilyon dolarlık ödeme hacmi ve toplam 16,7 trilyon dolarlık işlem hacmi bildirdi. Ayn...

İNEK (= BAKARA)

BAKARA (= İNEK) Kur’an’ın en uzun sûresinin adı. Bu sûreye adını veren inekten söz edeceğim. Kur’an 2/51’de عِجْل I’clden = Buzağıdan, 2/67’de ise بَقَرَة Bakara = sığır/inekten söz eder. Sonra da bu ineğin kesilmesinden = zibhedilmesinden.  Ve “ Musa’nın ardından kavminin ziynetlerinden bir buzağıyı ilâh edinmesinden . (Bknz. 2/51-54) 2/67’de, “ Allah size bir bakara kesmenizi emrediyor .” der. Sonunda da : “ Onu kestiler; fakat bunu yapmaya neredeyse (ve mâ kâdû) yanaşmıyorlardı .” (2/71)  Soru şu : Bu inek = bakara, ilâh edindikleri buzağı mı?!. Buzağı başka, inek başka demeyin. Bugün bize göre başka ama o gün de başka mıydı?!. Klasik tefsirler de bu soruyu sormuş. Kurtubî, “neden, başka bir hayvan değil de bakara” sorusuna, bunun (bakaranın/ineğin) onların taptıkları buzağıyla aynı cinsten olması ve böylece gözlerinde büyüttükleri şeyin değerinin kırılması anlamını veren açıklamayı naklediyor.  Fakat “aynı hayvan” değil, “aynı cinsten” demek daha sağlam mı?!. Burada...

HUŞÛ' VE HAŞYET

HUŞÛ’ VE HAŞYET Kalbin Hâlini Yeniden Okumak Huşû’ nedir?!. Sözlüklere bakınca “boyun eğmek”, “alçalmak”, “sakinleşmek”, “ürpermek”, “korkmak”, “Allah’ın azameti karşısında nefsini hor ve hakir görmek” gibi karşılıklarla karşılaşıyoruz. Fakat Kur’an’ın kendi kullanım alanına girdiğimizde, bunlardan bazılarını yeniden düşünmek gerekiyor. Çünkü Kur’an, hâşiîn’i över. وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ ....” = “ Şüphesiz bu, hâşiîn dışında kalanlara ağırdır .” (Bakara 2/45.) Ardından hâşiîn’i şöyle açıklar : الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “ Onlar Rableriyle karşılaşacaklarını ve O’na döneceklerini bilen/bekleyen kimselerdir.” (Bakara 2/46.) Öyleyse ilk soru şudur : Allah’ın övdüğü hâşiîn, neden “kendini değersiz gören insanlar” olsun?!. Belki de problem huşû’da değil, huşû’yu nasıl tanımladığımızdadır. 1. ÖNCE KÖKE BAKALIM : خَشَعَ Kur’an’da خشع kökü 17 defa kullanılır. Kullanım alanı dikkat çekicidir : • Kalp huşû eder, ...

DİN ADAMI

DİN ADAMI KİMDİR, NEDİR?! “Din adamı” tabiri bugün bize son derece sıradan geliyor. Tıpkı “ilim adamı”, “sanat adamı”, “siyaset adamı” gibi… Bu tabirlerin önemli ölçüde işbölümü sonucunda oluştuğu söylenebilir. Çünkü herkes her işi yapamaz; insan topluluklarında uzmanlaşma kaçınılmazdır. Fakat burada önemli bir ayrım var : İşbölümü başka, hayatın bölünmesi başka. “İlim adamı”, “sanat adamı”, “siyaset adamı” gibi tabirler yalnızca uzmanlaşmayı ifade etmeyip zamanla hayatın farklı alanlara ayrılmasına da yol açabiliyor. “Din adamı” tabiri ise bu açıdan daha problemli. Çünkü İslâm’da din, hayatın diğer alanlarından ayrılmış özel bir alan değildir. Din, hayatın kendisidir. Öyleyse şu soruyu sormamız gerekiyor : İslâm’da “din adamı” diye ayrı bir insan tipi var mıdır?!. DİN ADAMI KİMDİR?! “Din adamı” denildiğinde genellikle din konusunda uzmanlaşmış kişi anlaşılır. Fakat burada uzmanlık ile meslek birbirine karıştırılmamalıdır. Din konusunda derinleşmek, Kur’an’ı, sünneti, dili, tarihi, fık...

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?!

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?! Aldanma varsa, aldatan da vardır. Peki, aldatmak ne demektir? Gerçek/hakikat dışı söz ve davranışlarla bir başkasını kandırmak; onu gerçekte olmayan bir şeye inandırmak; sonunda kendisine zarar verecek bir şeye ikna etmek ve dolayısıyla yanıltmak… Verdiği sözde durmamak da aldatmanın bir biçimidir. Mesela eşlerin birbirini aldatması… Eşine verdiği bağlılık sözünün aksine başka bir partnerle cinsel ilişki kurmak, yalnızca bir davranış değişikliği değildir; aynı zamanda verilen sözün ve kurulan güven ilişkisinin ihlâlidir. Peki, amaç ne?!. Çoğu zaman geçici bir menfaat veya haz. İnsan, geçici bir çıkar uğruna karşısındakini aldatabileceğini düşünür. Fakat burada çok daha önemli bir şey ortaya çıkar : Aldatan da sonunda aldanmıştır. Çünkü aldatmak için önce kendisini, yaptığı şeyin gerçek menfaat olduğuna inandırması gerekir. Oysa geçici bir menfaat uğruna hakikati, güveni, emaneti veya daha kalıcı bir değeri kaybediyorsa, kazandığını zannettiği şey, aslında ken...

KALBİN HÂLLERİ

KALBİN HÂLLERİ İnsan, hayatı boyunca içeriden ve dışarıdan sürekli veriler alır. Duyar, görür, düşünür, hatırlar, karşılaşır, yaşar. Fakat kalp, kendisine ulaşan verilerin yalnızca depolandığı bir yer değildir. Kalp, onları değerlendirir, anlamlandırır, birbirleriyle ilişkilendirir; sever, nefret eder, korkar, umut eder, güvenir, kuşku duyar, kabul eder veya reddeder. Dolayısıyla insanın meselesi yalnızca ne bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı ve nasıl bir hâle geldiğidir. Kalp neyi tanıyor?! Kalbin en temel meselesi, Sahibini tanıyıp tanımamasıdır. İnsan, âlemdeki düzeni, ölçüyü, uyumu, güzelliği ve mükemmelliği görür. Fakat aynı şeyi gören iki insanın vardığı sonuç aynı olmayabilir. Biri gördüğünü Âlemlerin Rabbi ile ilişkilendirirken diğeri onu yalnızca kendiliğinden olup biten bir gerçeklik olarak değerlendirebilir. Enfâl 8/2’de Mü’minlerden söz edilirken : “ Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.. .” buyrulur. Buradaki vecl, sıradan bir korkuya indirgenemez. Kalbin karşılaştığ...