UYKU ve ÖLÜM
Uyku, ölüm gibidir. Ölüm, uzun uykudur. Uyku, günü güne; ölüm, dünyayı âhirete bağlar. Ölünce, artık (bir daha) ölünmez. “Allah, ölüm zamanında ölenin ruhunu alır. Henüz ölmeyecek kişiyi de uyuduğunda. Ölümüne hükmettiği kişinin ruhunu geri vermez/göndermez; öbürünün ruhunu da eceline kadar geri gönderir. (= alır-verir.) Bunda düşünen bir kavim/topluluk için âyetler vardır.” (39/42) Uyku (= uyku-ölüm; ölüm-uyku ilişkisi), bizim ölümü anlamamızı kolay kılar. Ölümü, 'bir yok oluş veya son'! olarak algılamamıza mâni olur. Uykuda/uykuyla, bir günlük yaptıklarımız; ölümle, bir ömür (= ömür boyu) yaptıklarımız Rabbimize arz olunur. Uyku, aynı zamanda dinlenmedir. Aahh, keşke, ölümü de (ve sonrasını da) bir dinlenmeye dönüştürebilsek!. Kimileri için bu mümkün, ama kimileri için de bir “kâbus”! ölüm. Dinlenme, tatil/ta’til değil, bişey yapmama, kişinin kendini dinlemesi, gün boyu yapıp-ettiklerini düşünmesi, kendini hesaba çekmesi ve gününün muhasebesini yapması!. Allah “bile”!, yer...