MİRAS

İlk anlamı atadan (= anadan-babadan) kalan mal, ama miras sadece maddî olmaz, manevî de olur. Sözgelimi iyi bir eğitim (terbiye), en iyi mirastır.

Miras, devreder.

Kitâb (ve Sünnet), bize Efendimizin mirasıdır.

Kendilerine miras kalan vârisler, mirası :

Hor kullanarak, çar-çur edebilir.

İktisatlı kullanabilir.

Onu daha da “zenginleştirebilir, geliştirebilir.”!

Bu üç hususa Fatır, 32. âyette işaret ediliyor gibi!.

“Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitâb’ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmeder, bir kısmı ortalama bir yol tutar, bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır. İşte büyük fazilet budur.”

Miras, dünden bugüne intikal eden, üzerinde bizim emeğimizin olmadığı ama bizim “kullanımınıza”! sunulan şeydir.

Kitâb bize miras kaldı, Onu çok hor kullanıyoruz, O ne diyor, anlamıyoruz ama Onun üzerinden geçiniyoruz. (?!) Mirasyedilik yapıyoruz. Bu yüzden, çoğumuz ilk gruptayız. 

İkinci grupta olanlar da Onu anlamıyor, Onu “kullanmıyor” ama koruyor, Ona bir zarar gelmesin istiyor, Onu ipek, fildişi vb. mahfazalarda (korunaklı kaplarda) saklıyor. Bunlar, kısmen malım (= mirasım) azalacak diye hiç para harcamayan cimrilere benziyor.

Üçüncü grupta çook az insan var. Onlar, kendilerine kalan mirasın farkında ve o mirası “kullanıyorlar”!; bu “kullanım”! hem onları zenginleştiriyor hem de onların gelecek nesillere daha işlevsel (= kullanışlı!) ve daha değerli miras bırakmalarına vesile oluyor.

Miras da, geçmişten bugüne gelen bitür gelenektir, kültürdür. Bu gelenek, dün/geçmişte oluşmuş, bugüne miras olarak gelmiş/kalmış, geldiği zaman da yukarıda sözü edilen üç şekilde kullanılmış maddî-manevî birikimler toplamıdır. Mirasın (= geleneğin) oluştuğu şartlarla, onun ulaştığı şartlar aynı olmaz. Miras (= gelenek), ulaştığı şartlarda (zaman diliminde) kullanılabilirse bi işe yarar.

Ashab-ı Kehf’e miras kalan üç kuruş “para”, onlar uyandığında bir işe yaramamıştı. Düzenler değişince, “miras malların”! değerleri de değişiyor. Bize miras kalan Kitâb’ı biz, düzen değişti diye adetâ geçersiz kıldık; oysa O, kendisinin geçerli = yürürlükte olduğu bir düzeni (= dini) hâkim kılmamız için bize miras olarak bırakılmıştı, ama biz Onu = O mirası “kullanmak”! yerine “değerli müzelik bir malzemeye” çevirdik, Onu altın yaldızlı harflerle yazıyor, sanat şaheseri kaplarda saklıyor, müzelerde sergiliyoruz, ama “kullanmıyoruz; kullanmamız”! seslendirme = güzel sesle okuma ve Onu güzel okuma yarışmaları düzenleme şeklinde; bunun dışında sadece Onun yüzüne bakıyoruz, Onu yüzünden okuyoruz.

Mirasın kazanıldığı şartlar ve kazanılma şekli elbet önemlidir, bilinmelidir ama esas (önemli) olan, o mirasın ne işimize yaracağının, onu bugün nasıl kullanacağımızın bilinmesi ve yerli-yerinde, işlevsel bir şekilde kullanılmasıdır. Bugün işimize yaramayan miras, ne işimize yarar?!. Onu ancak antika muamelesi yaparak müzelerde sergileriz.

Kitâb’a yaklaşımımız da sanki buna benziyor!.

...

Bir arkadaşımın elinde bir tesbih gördüm, sordum, bunu ne zaman aldın?!. Dedemden miras/hatıra, dedi.

Benzetme hoş değil biliyorum, ama Efendimizden bize miras kalan Kur'ân’ı, anlamadan okursak veya saklayarak/koruyarak Ona “antika = değerli eşya muamelesi”! yaparsak, O, bugün bizim ne işimize yarayacak, hangi derdimize derman olacak?!.

Daha fazla yazarsam, zıvanadan çıkarım. Son söz : Fatır 32. âyette sözü edilen 3. grubu kendimize uzak görüyorsak, en azından 2. gruba dahil olsak, fena mı olur?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP