SABIR
Sabır, umuttur. Umut, gelecekte olacak olanı beklemedir. Olan, “arzu edilen” (= beğenilen) bi şey değilse, sabır (= umut), olması gerekeni beklemektir.
Bu dünya, bu hâliyle “arzu edilen” (= beğenilen) bir dünya değil; “daha iyi bir dünya”! mümkün; din, bu “dünyaya” cennet der. Cennet arzusu, bu dünyayı beğenmemedir. Bu dünyayı beğenenler, bu dünyadaki zulme (= kötülüklere, haksızlıklara) rıza gösterenlerdir.
Bu dünyayı beğenenlerle (= bu dünyaya dalanlarla = ehlede il-el ard, 7/176) “iş ve güç birliği” yapmak, sabır (= umut) değildir. Zâlimlerle “iş ve güç birliği” yapılarak sabır gösterilmez. Sabır, daha iyi bir dünya için, zulme (= zâlimlere) direnme, “hayır”! demedir.
Zulme (= zâlimlere) lâ (= hayır) denmeden, “daha iyi bir dünya” kurulamaz. Sabredenler (= umudunu yitirmeyenler), bu “dünyayı”, burada (da) kurmak için çabalarlar; o “dünyayı”, burada kuramasalar bile, eninde-sonunda “ötede”! kurulacağına inanırlar; kuramazlarsa, “öteye”! gidene (= ölene) kadar direnirler; umutlarını hiçbir zaman yitirmezler. Ölüm bile!, onları umutsuzluğa sevk etmez.
Sabır, “böyle bir dünyaya” yatırımdır.
“Kesinlikle sizi biraz korku ile, biraz açlıkla, biraz da mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden kayba uğratarak (= eksilterek) imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!.”
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ
(2/155.)
Bizler, biraz korku, biraz açlık, biraz mal kaybı ve can kaybı korkusu ile karşı karşıya kalınca = işten atılacağımız (= maaşımızın kesileceği, aç kalacağımız), hapse gireceğimiz korkusu baş gösterince, “gevşiyoruz” ve zâlimlere “evet” diyoruz. Zâlimlere “evet deme”, zulüm düzenine "evet" demedir.
“Lâ ilâhe illâ-l Allah” diyen Müslümanlar, zâlim bir düzene (= adâletsizliğe, haksızlığa, zulme) evet demezler, diyemezler; derlerse, Allah’tan başka bir ilâha teslim olmuş = evet demiş olurlar.
Bu devirde Müslüman olmak da Müslüman kalmak da kolay değil. Firavunun sihirbazları Müslüman olduğunda, Firavun onlara kızmıştı ve onlar : “Rabbimizin âyetlerine iman etmemizden dolayı, sen bizden intikam almak istiyorsun. Ey Rabbimiz! Bizi sabırlı kıl ve canımızı teslim olanlar (= Müslüman) olarak al.” demişlerdi. (7/126.)
Çağdaş firavunlar, bizler Rabbimizin âyetlerine iman ettiğimiz için bizden intikam almıyorlar, almayı da düşünmüyorlar; onlarla “gül gibi” geçinip gidiyoruz. Ya Kitâb’ın eski Müslümanları bize tanıtmasında bir “sorun”! var ya da bizim Müslümanlığımızda.
Galiba, asıl Müslümanlık ya göklerde ya makberde. Çoğu kimse küplere binecek ama yine de söyleyeceğim. Sanırım, bizim Müslümanlığımız, “müsvedde = imitasyon bir Müslümanlık”!.
...
Put
Somut-soyut, dondurulmuş her şey puttur; düşünceler (= ideolojiler ve dinler) de buna dâhil. Puta dönüşmeyen düşünceler (= ideolojiler ve din), insanı sürekli kemâle taşıyan düşünceler, ideolojiler ve dinlerdir. Bu özelliğe sadece İslâm uyar; çünkü onun İlah’ı, olması gereken değil, olan, “tam, mükemmel ve kâmil” (= Samed) bir İlah’tır. Bizim yolculuğumuz da hep O’na doğrudur. Bu yolda duran, ölür; geriye giden de “mürted”! olur.
Yorumlar
Yorum Gönder