SON...
Son, bitiş ama yeni bir başlangıç. Bişeyin bitişi, sona erişi; yeni bişeyin de başlangıcı.
“Lise sondayım’, dediğimizde; lise bitmiş, üniversite başlayacak, demektir. ‘Bu sana son sözüm’, dediğimde; bu, bu konuda sana başka sözüm yok, anlamında olmakla beraber, bu sözden, artık sana hiç söz söylemeyeceğim, anlamı da çıkmaz. ‘O, son nefesini verdi.’ de aynı; o, burada artık nefes alıp-veremeyecek ama başka bi yerde nefes alabilir, demektir. ‘Okumakta olduğum kitabın son sayfası.’ da; okumakta olduğum kitabın bittiğini ama başka bir kitabın ya da işin başlangıcını ifâde eder...
Son, eğer bir başlangıç değilse; şimdiye/o âna kadar yapıp-etmelerimiz ve hayat tümüyle anlamsızlaşır.
Bu hayatın sonu, yeni bir hayatın başlangıcıdır. O hayatta, bu hayatın hesabı verilir ve o hesabın sonucuna göre sonsuz = sonu olmayan, ebedî, yeni bir hayat başlar.
Buradaki hayatın muvakkatlığı = geçiciliği, bizlerin denenmesine matuftur ve bu geçicilik bir gün son bulacak, sona erecektir.
Son, âkıbettir; âkıbet de muttaqîlerindir. = "vel âqıbetü lil mutteqîn." (28/83.)
Buna rağmen, çoğu insan geleceğini berbat etmek, mahvetmek ister.
“bel yurîdül insânü liyefcura emâme/h.” (75/5.) Bu âyete, hemen hemen bütün mealler ‘kıyameti yalanlamak ve günaha/günahkârlığa devam etmek’ anlamı verirler. Âyetin bağlamı, gelecek ve gelecekte olacak olanlar hakkındadır. Bağlama sadık kalırsak, âyete ‘geleceği berbat etmek, mahvetmek’ anlamını verebiliriz. Emame/h’nin elifi kesra ile okunursa imame/h olur; imam/eh, önümüzde olan, gelecek olan, derleyip-toparlayacak olan demektir; liyefcura, fücur, kötülük; yürîdu, irade etmek, istemek; toparlarsak : ‘İnsan, fücur içinde yaşayarak (kötülük işleye işleye, isteye isteye) geleceğini berbat etmek istiyor’ anlamına ulaşırız.
Bazıları da tam tersini yapar, yapıyor; ‘geleceğim berbat olmasın’ diye gayret eder, ediyor.
Onlar için o yeni hayat, o yeni başlangıç = son, iyidir, güzeldir, hoştur; “onların çoğu önceki ümmetlerden, birazı da sonrakilerden...”;
Bazıları için de o yeni hayat = son, kötüdür, berbattır; “bunların çoğu sonraki ümmetlerden, birazı da öncekilerden...” (Bknz. 56/1-50)
“Her nefse taqvâsını ve fücurunu ilham edene yemin olsun ki, onu = nefsini arındıran kurtulmuş; karanlığa gömen de ziyana, hüsrana uğramıştır.” (91/8-10.)
...
Bu muvakkat dünyada her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi bir de sonu vardır. Bize burada ‘son’ gelen/görünen, ötedeki bir başlangıçtır. Burası “bir köprü, bir geçiş noktasıdır.” Köprüyü geçtiğimizde = öldüğümüzde artık buraya bir daha geri dönüş yoktur; burası = bu hayat sona erecek, yeni ve ebedî/sonsuz bir hayat başlayacak; o, bu hayatın sonu; yeni bir hayatın başlangıcı olacaktır.
Orada kimine “Hoş Geldiniz!” denilecek; kiminin yüzüne dahi bakılmayacaktır!... (Bknz. 39/70-75.)
...
Bu yazılara da bi 'son'! versem mi?!. Biliyorum kaç kez ‘son’, dedim ama bu sonu getiremedim, bu yazı, bu blogda 1270. yazı. Neden bi son gelmedi? Yazdıkça (verdikçe = paylaştıkça), doluyor (geliyor) ve taşıyor; elimde değil. Vermek = paylaşmak, şükretmektir. “Rabbimiz : Şükrederseniz, artırırım.” (le ezîdenneküm) diyor. (14/7.) Verdikçe veriyor, artırıyor. Bunu ben burada, bu şekilde, böyle test ettim. Şimdi de bi “açgözlülük yapıp, verdiğini stoklayacağım!”, biraz yazmayacağım; kesilecek mi bi de onu test edeceğim. Eğer depo dolar da patlarsa; ya beni patlatır = batırır ya da daha “güçlü/tazyikli ve etkili” bir sonuç ortaya çıkar; bakalım, ‘Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.’
Şimdilik selâmetle...
Yorumlar
Yorum Gönder