İRAN : LABORATUVAR

İRAN : LABORATUVAR : KILIÇ VE KIRBAÇ ARASINDA ÜÇÜNCÜ YOL

Dünya bugün sadece bölgesel bir çatışmayı değil, binlerce ciltlik teorik kitabın söyleyemediği çıplak bir gerçekliği canlı yayında izliyor. İran-ABD gerilimi, askerî bir karşılaşmadan öte, küresel sistemin “yenilmez” denilen unsurlarının birer birer kumdan kalelere dönüştüğü büyük bir laboratuvar işlevi görüyor.

1. Gücün İllüzyonu : Uçak Gemilerinden Dronelara

Modern savaş tarihinin en büyük efsanelerinden biri olan dev uçak gemileri, bu süreçte en ağır darbeyi aldı. Milyarlarca dolarlık bu sembollerin, asimetrik ve düşük maliyetli yöntemlerle vurulabilir hâle gelmesi; gücün artık büyüklükte değil, direnç ve zekada olduğunu kanıtladı. Bu, sadece askerî bir değişim değil, Batı’nın küresel hegemonyasının en önemli psikolojik kalkanının çöküşüdür.

2. Toplumsal Direniş : Dâvâ mı, Hayat mı?!.

Savaşın en şaşırtıcı çıktısı, klasik göç teorilerini tersine çeviren toplumsal reflekstir. Batıya göre baskı altındaki bir ülkeden çıkılması beklenirken, baskı gördüğü söylenen dışarıdaki İranlıların bile, bu savaşta ülkelerine dönmesi; dış müdahale ve açlık/susuzluk tehdidi karşısındaki bir halkın, kader birliği etrafında kenetlendiğini gösteriyor. Bu noktada halkın önüne konulacak bir referandum, sadece bir anlaşmayı değil, bir milletin onurlu bir yaşam ile teslimiyetçi bir nefes arasındaki tarihi seçimini temsil edecektir.

3. Hasta Adam ve Yeni Hegemonya Adayları

Bugün ABD, tıpkı Osmanlı’nın son dönemindeki gibi, pek çoklarının gözünde bir “hasta adam” portresi çiziyor. Borç sarmalı, iç kutuplaşma ve aşınan caydırıcılık, vs. bu düşüşün habercisi. Ancak küresel sistemin yerine aday gösterilen ve geleceği söylenen Çin’in devlet kapitalizmi de özünde farklı değil. Eğer sistem aynı kalırsa, halklar için değişen tek şey baskı aracının ismi olacak; kılıç yerini kırbaca bırakacaktır.

4. Üçüncü Yolun İnşası : İş Birliği ve Akıl

Gerçek çözüm, kılıç ya da kırbaç arasında bir seçim yapmak değil, bu ikilemi reddeden bir “üçüncü yol” inşâ etmektir. Bu yolun önündeki en büyük engel mezhepçilik ve küresel sisteme olan göbekten bağımlılıktır. Eğer İran mezhepçi politikaları terk ederek bölgesel bir onur zemininde buluşursa; Türkiye, Pakistan ve Mısır gibi ülkeler de küresel sistemin ileri karakolu olmaktan çıkıp akıllarını başlarına alırlarsa; ve tarafsız genç akıl (öğrenciler) ile sistemin en çok ezilen kesimleri bir güç birliği yaparsa, dünya, buradan yeni ve bağımsız bir modelle çıkabilir.

Bardak Doluyor

Kitaplar henüz bu yeni tarihi yazmadı çünkü insanlar onu şu an yaşıyorlar. Henüz sistem tamamen çökmedi ancak sorgulanamazlığı bitti. Zaman alacak olsa da, o tarihi son damla, bardağa düşmek üzere. Bardak taştığında, artık ne kılıç ne de kırbaç, uyanan bu toplumsal bilincin karşısında durabilecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP