TEVHÎDİN HAYATA TAŞINMASI
Tevhîdin Uygulanması ve Merkez-Çevre İlişkisi
Yanılıyor olabilirim, dünyada tek Tanrı’nın egemenliği “fiilî”! olarak çook az zaman boyunca mümkün olmuş gibi bir kanaate sahibim. Elçilerin yaşadığı dönemlerde bile en çok söyledikleri söz : “ ilâhüküm ilâhün vâhid. = İlâhınız bir tek İlâh.” olmuş.
Bugün bizler de sanki teizmi veya monoteizmi değil de ketenotizmi ve henoteizmi yaşıyoruz gibi.
Ketenotizm : Duruma göre farklı Tanrıları öne çıkarmak.
Henoteizm : Bir Tanrı’yı yüceltirken diğerlerinin varlığını inkâr etmemek.
Tevhîd : Bir Tek İlâh’ın = Allah’ın egemenliği/hükümranlığı. = “Lâ ilâhe illâllah.”
Tevhîd, fiilen işler hâle gelmeden önce, bu ilke ile hayatın her alanı arasında gerçek bir bağlantı kurulmalıdır. Bu bağlantı, yalnızca sözde bir Tanrı tasdikiyle veya formalite ile sağlanamaz; her düzeyde vicdanî ve fiilî bir merkez gerekir. Bu merkezle bağlantı kurulamazsa dünyada tek Tanrı’nın egemenliği fiilen mümkün olmaz; para, devlet, kültür, gelenekler, ırkçılık gibi her şey, “fiilî birer Tanrı gibi” etkin olur. Bu durumun önüne geçmek için hayatın her alanında tevhîdin hayatla uyumlu bağı kurulmalıdır.
1. Bireysel Merkez (Mikro Düzey)
• Her birey, kendi vicdanında tevhîdî ilkeyi merkeze alır; kararlarını ve davranışlarını bu ilkeye göre düzenler.
• Bu mikro düzey, sapmaları fark etmenin ve sorumluluk bilincinin temelini oluşturur.
• Bireysel merkez olmadan, kolektif merkez formaliteye dönüşür ve güç araçsallaşır.
• Önce bireysel merkez kurulur, sonra kolektif merkezin güçlendirilmesi mümkün olur.
2. Alanlar arası Uyum (Mezo/Orta Düzey)
• Ekonomi, siyaset, eğitim, kültür-sanat ve bireysel niyet alanları birbirinden bağımsız değildir; yatay ilişkilerle birbirine bağlıdır.
• Sapmalar bir alandan diğerine yayılabilir; bu nedenle alanlar arası koordinasyon şarttır.
• “Rasihûne fil-İlm” üyeleri, alanlar arası uyumu sağlamak, sapmaları erken tespit etmek ve alanları ilkeye göre sınırlandırmakla görevlidir.
• Alanların uyumunu bozan veya kendi başına hareket eden alanlara müdahale edilir; bu konuda hem şemsiye hem direk işlevi gören tevhîd referans alınır.
3. Kolektif Merkez (Makro Düzey)
• Bireysel/mikro ve mezo düzey farkındalığı, kolektif bir merkez aracılığıyla fiilen uygulanır.
• Kolektif merkez, alanlar arası uyumu pekiştirir, sapmaları düzeltir ve tevhîdin fiilen işler hâle gelmesini sağlar.
• Merkez güçlendirilmeden önce, bireysel vicdanların sağlam olması şarttır; aksi takdirde merkez araçsallaşır.
• Merkez ve çevre ilişkisi, hem dikey (= mikro→mezo→makro ve makro→mezo→mikro), hem yatay (alanlar arası) olarak işler ve ilişkiler iki yönlü olur/kurulur.
4. Rasihûne fil-İlm’in Rolü
• Bu grup, bilgi ve vicdanı birleştiren, tevhîd ilkesine derin bağlılığı olan kişilerden oluşur.
• Mikro düzeyde bireysel vicdanı temsil eder; mezo düzeyde alanlar arası uyumu sağlar; makro düzeyde kolektif merkezin fiili uygulayıcısı olur.
• Cesaret, adâlet, disiplin, bilgi, yetkinlik ve ahlâk, bu grubun temel nitelikleridir.
• Her birey bu göreve aday değildir; ilkeye bağlılık, vicdanî sağlamlık ve alan idraki şarttır.
5. Merkez-Çevre ilişkisi
• Dikey : Bireysel vicdan → alan uyumu → kolektif merkez ve tersi.
• Yatay : Alanlar arası uyum ve çapraz denetim sürekli çalışır.
• İki yönlü : Bilgi ve müdahale sürekli akar; merkez fiilen işler, tevhîd sözde kalmaz.
• Bu prensip olursa merkez paravan olarak kullanılmaz, fiilen işler ve tevhîd sahici hâle gelir.
6. Uyum ve İşleyiş Prensibi
• Bireysel merkez : Vicdanın sağlamlığı, mikro düzeyin temeli.
• Alan uyumu : Yatay koordinasyon, mezo düzeyin temeli.
• Kolektif merkez : Fiili güç, makro düzeyin temeli.
Bu üç aşama zincir halinde birbirini besler; her alan ve her düzey uyum içinde olursa tevhîd fiilen işler; yoksa/aksi hâlde sözde kalır.
Sizce, “lâ ilâhe illâllah” sözümüzün, yaşadığımız (= fiilî) hayatla irtibatının/bağının kopuk olması, bu düzensizliğin, densizliğin ve yozluğun/yozlaşmanın en temel nedeni veya sebebi değil mi?!.
Yorumlar
Yorum Gönder