İSRAİL ADI NEREDEN GELİYOR?!..
İsrail Adı Nereden Geliyor?!.
Epigraf : “Artık adın Yakûb değil; İsrail, çünkü Tanrı ile ve insanlar ile güreştin ve kazandın.” (Tekvin 32:28)
Bu güreş, sadece fizikî değil, iradî ve ruhî bir sınavdır; insan burada kırılır ama yeniden kurulur. “Kazandın” ifadesi mutlak bir zafer değil; bu, Tanrı’nın ‘mücadele sonucu’ verdiği bir ikramdır.
Hak’la Güreş, İnsan ve Teslimiyet
Güreş tektir; ama tezahürleri çok katmanlıdır :
1) Maddî/Fizikî Güreş
• Beden sınanır; güç tükenir, yaralar açığa çıkar.
• Fizikî mücadele, akıl ve irade için bir zemin hazırlar; direncin sınırlarını gösterir.
2) Manevî/Metafizik Güreş
• İrade ve niyet test edilir; ego kırılır, niyet Hak’a yönelir.
• Akıl ve irade hem sınav hem rehberdir.
• Bu güreşi yanlış okuyan : “Ben Tanrı’yı yendim” der, ego kazancı doğar, teslimiyet gerçekleşmez.
• Doğru okuyan : Kırılır, tükenir ama yok olmaz; rıza doğar ve Hak’a yönelir.
• Kazanç Tanrı’dan gelir : İnsan kendi çabasıyla Tanrı’yı yenemez; zafer, güreşin sonunda Hak tarafından takdir edilen rıza ve teslimiyettir.
3) İsmi Değişen İnsan : Yakûb → İsrail
• Yakûb = Aqev = topuk, arkadan gelen, demek.
- Direnç ve hesap içerir; az da olsa karşı koyma vardır.
- Hâl hâlâ sınanıyor; henüz tam teslimiyet yok.
• İsrail = Yisra-El = Tanrı ile güreşen/Tanrı’ya tutunan.
- Kırılmış ve güreşten geçmiş rıza.
- Ego sınırlandırılmış, süreç hâlinde teslimiyet doğmuş ama yok olmamış.
- İnsan hâlini korur, Hak ile yüzleşmiş ve arınmıştır.
- Bu dönüşüm, Yakûb’un Tanrı ile ve insanlar ile yaşadığı mücadele ve kırılma sürecinin sonucudur; mücadele ve rıza olmadan İsrail hâli ortaya çıkmaz.
- Bu teslimiyet kolay bir teslimiyet değildir; mücadele gerektirir. Bizden istenen budur. İnsan olmak böyle bir şeydir.
4) İnsan ile Melek Farkı
• İsrâ-El/İl : İnsan; kırılır, sınanır, mücadele eder, süreç hâlinde Hak’a yönelir.
• Cebrâ-İl/El : Melek; yaratılış gereği doğal teslimiyet hâlindedir, sınavı yoktur.
• Bu fark, ontolojik ve doğaldır; insan olmanın özüdür.
5) Âdem’in Duası ve Onuru
• Âdem’in duası : “Rabbena zalemna enfüsena” (= Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. 7/23.)
• Âdem’in onuru kırılmış, çırılçıplak kalmış, utanmıştı.
• Bu durum, insanın yanılgısını fark etmesi ve Hak’a yönelmesi ile paraleldir.
• Yakûb’un güreşi ve Âdem’in farkındalığı, mücadele gerektiren teslimiyetin ontolojik ve deneyimsel boyutlarını gösterir.
6) Yoğunlaştırılmış Formül
Güreşten geçmiş rıza, tükenmişliğe dayanır ama yok olmayı içermez. Tam yok olma bizi, ya vahdet-i vücûd’a ya da panteizme götünür.
Burada ego kırılır, irade sınanır; insan Hak’a yönelir ve hâlini korur.
Hak’la “güreşen”! insan ya Müslüman olur ya da kendini Tanrı zanneder.
Fark, güreşte değil; güreşten sonra kurulan cümlede ve yaşanan hayatta ortaya çıkar.
İnsan, kırılmayı ve mücadeleyi yaşar; melek, doğal teslimiyetini temsil eder.
Âdem’in kırılmış onuru ve Yakûb’un güreşi aynı çizgide buluşur. Teslimiyet, mücadele ve rıza sürecinin sonucudur.
Bizler, çoğu zaman hem mücadele etmiyor hem de kırılmamıza, onurumuzun incinmiş olmasına rağmen, sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyoruz.
İsrail (ve müttefiki ABD) halkı değil, yönetimleri ise, bu kazanmayı mutlak bir galibiyet olarak ‘okuyor’; “ben Tanrı’yı bile yendim, Tanrı’nın = Hakk’ın dediği değil, benim dediğim olur.”, diyerek haksızlık yapmaya devam ediyor.
Yorumlar
Yorum Gönder