RABLE İLİŞKİ
Rable İlişki
İnsanın hayat yolculuğu, Rabbi ile beraberliğini hissetmesiyle başlar. Ontolojik olarak Rab her zaman her yerde herkesle beraberdir; bu beraberlik kesintisiz ve mutlaktır ama çoğu insan bunu fark etmez. Öz, bir ve sabittir; hiçbir zaman kopmaz.
İnsan perspektifinde işler farklı görünür. Öz görünmez hâle gelir ve görüntü öz gibi görünür. Bu görüntü, şuur ve hâl aracılığıyla algılanır; örtülen yöneliş burada görünür hâle gelir. Hâl, bu örtüyü ve yön kaymasını ortaya koyar; şuur bunu fark eder ve çoğu zaman “uzaklaştım” veya “koptum” algısına yol açar. Böylece düalite fenomenal düzeyde deneyimlenir.
Algı bilgi üretmez; bilgiye görüntü sağlar ve yanıltıcı da olabilir. Bilgide bile ikilik/düalite vardır. Öz sabit ve bir iken, şuurda ve hâlde ikiymiş gibi görünür.
Bilgi düzeyinde, yani algının birikmiş ve yorumlanmış hâlinde, dualite incelmeye başlar. Örtü azalır/incelir, yöneliş kapasitesi daha görünür hâle gelir. Algı ve bilgi birlikte işlendiğinde, insan “kopukluk” hissini giderek daha az deneyimler; örtü incelir ama tamamen yok olmaz. Düalite, her zaman bir miktar kalır; tamamen yokluk veya teklik, - hâlde bile değil -, yalnızca ontolojik tekliğin deneyimlendiği düzeyde mümkündür.
Duâ, bu örtüyü inceltme ve yönelme kapasitesini güçlendirme pratiğidir. Duâ, özün Kaynağa yönelmişliğini hatırlama niyetidir ve Rab ile beraberliği algılamayı mümkün kılar. Ancak burada çok açık bir gerçek vardır : Rab, hayatımızı savsaklarsak bize torpil geçmez. Rahmete güvenmek, çaba ve sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Duâ, çabayla birlikte yürür; çaba olmadan duâ eksik kalır. Aynı şekilde “ve lâ tedu’ meallahi ilâhen âhar.” ve “lâ ilâhe illâllah “ ilkesi, başka “server”lere bağlanmamak gerektiğini bize hatırlatır; bunlar, özün Rab ile olan yönelme kapasitesini koruyan temel sabitelerdir.
Ontolojik düzeyde düalite (tamamen) yoktur. Burada artık O’nun dışında “varlık” diye ayrılmış bir şey/kategori yoktur; tüm varlık, O’nun hâli ve tecellisi olarak vardır. Bu, “küllü şeyin hâlikün illâ Veche” durumudur; her şey yalnızca O’nun birliği içinde ortaya çıkar; kendi başına bağımsız bir varlık yoktur. İnsan perspektifiyle hâl ve şuurda bu “birlik” deneyimlenebilir, ama ontolojik gerçeklikte yalnızca O vardır.
Böylece her şey birbirine bağlanır : Öz, yönelme kapasitesi olarak belirleyicidir; hâl, yönelişin fiilen ve hisle tezahür ettiği anlık durumdur; şuur, bunun fark edilip algılanmasıdır. Öz kırılabilir veya örtülebilir; hâl ve şuur bunu görünür kılar. Duâ ve ilâhî rahmet, örtüyü kaldırır ve özün kapasitesini açığa çıkarır. Başka kaynaklara yönelmek, örtüyü kalınlaştırır ve şuurda kopukluk hissi yaratır; ontolojik bağ ise her zaman sabittir.
Özetle : Rab ile beraberlik, ontolojik düzeyde kesintisiz ve mutlaktır; şuur ve hâl, bu beraberliği algıladığımız ve deneyimlediğimiz alanlardır; düalite yalnızca algıda ve bilgide ortaya çıkar; duâ ve yöneliş, algıyı güçlendirir, örtüyü inceltir ve özün yönelme kapasitesini açığa çıkarır. Rahmete güvenmek, sorumluluğu yerine getirmemenin = hayatı savsaklamanın mazereti olamaz; çaba, duânın ve yönelişin ön koşuludur.
Yorumlar
Yorum Gönder