HUZUR & ZİKİR
HUZUR & ZİKİR
İnsan, dağılmaya açık bir varlıktır. İdraki (B), sürekli olarak parçalanma, unutma ve başka merkezlere kayma eğilimi taşır. Bu yüzden insanın temel meselesi bilgi değil, yönünü koruyabilmedir.
Bu yönün adı “huzur”dur.
Huzur, modern anlamda bir rahatlık, gevşeme ya da iyi hissetme hâli değildir. Huzur, insanın Hakikat karşısında hazır bulunmasıdır. Daha açık bir ifadeyle :
Huzur = İdrakin (B), Hakikat (A) karşısında dağılmadan, dikkatli ve uyanık durabilmesidir.
Bu tanımda huzur pasif bir sükûnet değil, aktif bir farkındalıktır. İçte bir toplanma, bir yönelme ve bir odaklanma hâlidir. İnsan huzurdayken rahatlamak zorunda değildir; fakat dağılmaz, kaybolmaz, unutmaz.
Bu yüzden huzurun zıddı rahatsızlık değil, gaflettir.
Huzurun Sürekliliği : Zikir
İnsan, bu dikkat hâlini kendiliğinden sürdüremez. Çünkü B, doğası gereği unutmaya açıktır. İşte burada zikir devreye girer.
Zikir, yalnızca dilde tekrar değildir. Zikir :
Unutmaya karşı bilinçli bir hatırlama eylemidir. Daha derin bir ifadeyle :
Zikir = İdrakin (B), hakikatle (A) olan bağını sürekli canlı tutma çabasıdır.
Bu nedenle zikir ile huzur arasında şu ilişki kurulur :
• Huzur: anlık hazır bulunma.
• Zikir: bu hazır oluşun süreklilik kazanması.
Yani huzur bir hâl, Zikir o hâlin devamlılığıdır.
Zikir ve Ontolojik Bağ
İnsan, hakikatten bağımsız bir varlık değildir. A’ya (Hakikate) ontolojik olarak bağlıdır. Fakat bu bağın bilince taşınması zorunlu değildir; unutulabilir, örtülebilir, hatta inkâr edilebilir.
Zikir tam burada belirleyici olur. Zikir, bu ontolojik bağımlılığın bilinçte içselleştirilmesidir.
Bu içselleştirme zorlayıcı değildir. Aksine :
• Dıştan dayatma içermez.
• İçten bir yönelimdir.
• Gönüllülük taşır.
Bu yüzden Zikir, zorunluluğun gönüllülük olarak yaşanmasıdır.
İnsan Hakikate bağlıdır; Zikir bu bağlılığı fark ederek yaşamaktır.
Zulümât ve Dikkatin Çözülmesi
Zulümât (karanlık), hakikatin yokluğu değil, onun üzerinin örtülmesidir. Bu örtülme en çok dikkat üzerinden gerçekleşir.
Zulümât :
• Dikkati dağıtır.
• İnsanı otomatikleştirir.
• Sorgulamayı azaltır.
• Alışkanlıkları merkez yapar.
Buna karşılık zikir :
• Dikkati toplar.
• Bilinçli kılar.
• Yönü sabitler.
• İdraki diri tutar.
Dolayısıyla zulümât = unutma ve dağılma; Zikir = hatırlama ve toplanmadır.
Hakiki Huzur ile Sahte Rahatlık
Zulümât, insana bir tür “rahatlık” verebilir. Bu rahatlık :
• Yüzeyseldir.
• Sorgudan kaçar.
• Alışkanlığa dayanır.
Fakat bu, huzur değildir.
Hakiki huzur :
• Dikkatlidir.
• Uyanıktır.
• Kendini düzeltmeye açıktır.
• Hakikatle temas ettikçe derinleşir.
Bu yüzden zulümât huzuru taklit edebilir ama onu sürdüremez.
Sonuç
İnsan için mesele, sadece doğruyu bilmek değil; o doğru karşısında uyanık kalabilmektir.
• Huzur, bu uyanıklığın hâlidir
• Zikir, bu hâlin sürekliliğidir
Ve nihayet insan, Hakikate yakınlaştıkça rahatlamaz; daha dikkatli olur. Çünkü huzur, gevşeme değil, hazır bulunmadır.
Yorumlar
Yorum Gönder