İSTİDÂT, VÜS’AT VE MÎSÂK ÜZERİNE
İSTİDÂT, VÜS’AT VE MÎSÂK ÜZERİNE
GİRİŞ
İstidâtın iki formu var, ikisi aynı değil. إﺳﺘﻌﺪﺍﺩ ve إستطعاة . İlkinin kökü :ع د د : Hazırlamak, donatmak, kabiliyet kazanmak. İkincisinin kökü : ط و ع : Gücü yetmek, itaat etmek, imkân. İkisi de istif’âl = استفعال bâbı. Bu bâbın temel özelliği dönüşlülük bildirmesi. Bu ne demek?!. Gücü, kaynağına döndürmek. = Gücü, kim vermişse onun için kullanmak.
...
İnsan, yalnızca yaptığı fiillerin toplamı değildir; daha derinde, açılmayı bekleyen bir imkânlar örgüsüdür. Bu örgüye istidât denir. İstidât, insanın “ne yaptığı” değil, “neye elverişli olduğu”dur. Fiil değildir; fakat fiili mümkün kılan iç yapıdır.
İstidât tek başına bırakıldığında kör bir potansiyel gibi görünür. Ancak insanın yapısı yalnızca içe kapalı bir imkân değildir; bu imkânın bir yönü, bir istikameti vardır. İşte bu istikametin adı mîsâktır.
1) MÎSÂK : YÖNÜN İLK KURULUMU
Mîsâk, yazılı bir metin değildir; insanın fıtratına yerleştirilmiş bir kayıt da değildir yalnızca. O, varlığın başlangıcında insana verilen bir “bilgi” değil, bir yönelme bağıdır.
Mîsâk şudur : İnsanın Rabbine yönelmiş ve dönecek bir varlık olarak kurulması.
Bu yüzden bu mîsâk :
• Bir sözleşme metni değildir.
• Bir sosyal akit değildir.
• Bir hukuki kontrat değildir.
O, varlığın içinde taşındığı yönelimdir ve fıtratta “yazılıdır”!.
İnsan bunu hatırladığında “zikir” ortaya çıkar; unuttuğunda ise bu yönelim örtülür, buna da gaflet denir. Unutma, yok oluş değil; erişimin kapanmasıdır.
2) İSTİDÂT = إﺳﺘﻌﺪﺍﺩ : AÇILABİLİR YAPININ KENDİSİ
İstidât, mîsâkın yön verdiği iç yapıdır. İnsanın taşıdığı potansiyel güç, ham bir kapasite değil; yönü olan bir imkândır.
İstidât :
• Yokluk değildir.
• Fiil değildir.
• Fakat fiili mümkün kılan düzenektir.
• İnsanın içinde “olabilirlik” olarak bulunur.
3) VÜS’AT : TAŞIMA ALANININ SINIRI
Vüs’at, istidâtın dünyada karşılaştığı ölçüdür. Bu ölçü, ne salt dışsal bir sınırdır ne de sabit bir kapaktır.
Vüs’at şudur : Bir varlığın ne kadar yük, anlam ve sorumluluk taşıyabileceğinin alanı.
Vüs’at :
• Genişler.
• Daralır.
• Açılır.
• Kapanır.
Çünkü o, sadece kapasite değil; kullanımın şekillendirdiği bir sınırdır.
4) İSTİTAAT = إستطعاة : AKTİF GÜCÜN ORTAYA ÇIKIŞI
İstidât potansiyel, vüs’at sınır ise; istitaat bu ikisinin fiil alanında birleşmiş hâlidir.
İstitaat : İstidâtın şartlarla açılması ve vüs‘at içinde çalışabilir hâle gelmesidir.
İstitaat sabit değildir; duruma bağlı olarak artar veya azalır. Çünkü insanın gücü yalnızca “ne olduğu” değil, hangi şartta ne kadar açıldığıdır.
5) TEKLİF : YÜKÜN YÖNELTİLMESİ
Teklif, insanın varlık alanına yöneltilmiş iilâhî hitaptır. Bu hitap, insanın içinde olmayan bir şeyi üretmez; var olanı açığa çağırır.
Teklif :
• Yük koyar.
• Yön gösterir.
• Sınar.
Ama hiçbir şey yaratmaz; yalnızca mevcut yapıyı fiile çağırır.
6) RÜŞD : YÖNETİM KEMÂLİ
Rüşd, istitaatın doğru kullanım düzeyidir. Sadece “yapabilmek” değil; ne yapılacağını, ne zaman ve nasıl yapılacağını bilmektir.
Rüşd : Gücün isabetli yönetimidir.
7) ÖLÜM : FİİL ALANININ KAPANMASI
Ölüm, varlığın yok oluşu değil; fiil alanının kapanmasıdır. Ölümle istitaatın çalıştığı dünya düzlemi sona erer.
Ölüm :
• Teklifin sona ermesidir.
• Fiilin durmasıdır.
• Tasarruf alanının kapanmasıdır.
8) BÜTÜN SİSTEM
• Mîsâk : Yönün kurulumu.
• İstidât : Yönlü imkân yapısı.
• Vüs’at : Taşıma alanı.
• İstitaat : Fiilî güç durumu.
• Teklif : Yöneltilmiş hitap.
• Rüşd : Doğru kullanım bilinci.
• Ölüm : Fiil alanının kapanması.
9) SON İLKE
İnsan, kendisine verileni değil, kendisinde açılanı yaşar. Mîsâk bu açılmanın yönüdür. İstidât onun iç imkânıdır. Vüs’at onun sınanma alanıdır. İstitaat onun fiil gücüdür. Rüşd onun dengeli yürüyüşüdür.
Ve insan, bu bütün içinde ya yönünü hatırlar (zikir) ya da yönünü örter/kaybeder (= gaflet) veya sapar.
Yorumlar
Yorum Gönder