HAMD

Hamd : Şükür = Teşekkür ve Övgü = Senâ 

“Hamdolsun” sözünü genelde hâlimiz-keyfimiz yerinde iken söyleriz; bu sözü ‘her hâlde’ söyleyen çook azdır.

Birinden bir hayır = fayda görünce ona teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.

Şükür = Teşekkür ile Senâ = Övgü arasında fark vardır.

Şükür = Teşekkür, “bilinen = başa gelen” olumlu bişey için yapılır. Senânın = Övgünün kapsamı ise çok daha geniştir; Senâ = Övgü, bilmediğimiz = farkında olmadığımız şeyleri de kapsar; bu açıdan Senâ = Övgü, sadece Allah’a mahsustur, Allah’a hastır = Elhamdülillah. (li, tahsistir.)

Şükürde de  = Teşekkürde de Senâda da= Övgüde de, hem şükreden = öven, hem de şükredilen = övülen olur.

Kişi, kendine şükredemez ama kendini över.

Bizler Allah’ı “tam” övemediğimiz için Allah Kendi Kendini över, ki Övgü tam yerini bulsun!.

Kitâb, bu övgü ile başlar = Elhamdülillah’i Rabb-il âlemîn. Allah’ın Kendini övmesi “Tekebbüründendir”!. Tekebbür (hatta Ekberlik) sadece O’na mahsustur, hastır.

İnsanın kendini veya birini “övmesi”! doğru bir davranış değildir; birine teşekkür edebilir, şükranlarını sunabilir.

Mahmud = Övülmüş, “nisbî” anlamda kullanılan bir isimdir; onun (Mahmud’un) daha mübalağalı şekli Muhammed’dir; bu da nisbîdir, aslâ Allah’ın övülmesi gibi değildir; yoksa Hamd’deki tahsis (li) zarar görür. Muhammed (a.s.)’ın hamd ettiği gibi hamd edebilelim diye hamd bize emredilmiş; bize, Muhammed (a.s.) gibi Rabbinizi övün = O’na hamd edin, denilmiştir.

Sağlıkta-sıhhatte ve bollukta = iyi günde hamd etmek, her kişinin hâli; hastalıkta, darlıkta = kötü günde hamd etmek, er kişinin hâlidir.

Hamd edecek o kadaaar çook şeyimiz var ki!.

Hamd’i (şükrü) unutmak, Rabbi unutmaktır. Hamd = Rab = Şükür, çoğu kişinin aklına, bir yudum su içince, midesine bir lokma girince gelir; çoook az insan “dâimî şükürdedir.”

Bi dakka nefes alamayacak duruma gelmeyince, normal şartlarda bizlerin aklına hamd (şükür) gelmez ama bu, Firavun’un boğulma esnasındaki imanına benzer.

Hamd’i unutan, nankördür, vefâsızdır.

“Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.”

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ

“Ey iman edenler! Sabır ve salâtla yardım dileyin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir.”

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

(2/Bakara, 152-153.)

Zikir ve Şükür. Zikir, Şükürdür; Şükür de Zikir.

Zikir, hatırlama, anma. Allah’ı hatırlarsak (zikredersek, anarsak) Allah da bizi “hatırlıyor” (zikrediyor = anıyor)!!!; O, unutmaz; pekiî O’nun “hatırlaması” nasıl bişeydir?!.

Extra (olağanüstü) bişey!!!.

152. âyetin peşinden Sabır ve Salât’ın (namazın) gelmesi (hâşâ) tesâdüf mü? Sabır, bize zorlukta ve darlıkta; Salât, rahatlıkta ve bollukta lâzım. En iyi Hamd, Sabır ve Salâtla yapılır; dille yapılan hamd, dilde kalır, kalbe ve hayata (davranışlara) inmez.

Rabbimiz, Allah-u A'lem, zor zamanlarımızda yaptığımız hamd’e daha çok değer verir; Hamd’imizin sahihliği (= bizim samimiyet ve ciddiyetimiz), o zor ve dar zamanlarda belli olur.

Hamd’in en güzeli, “Elhamdülillah’i alâ külli hâl = Her hâldeki Hamd’dir”, bu Hamd’i “güzel kişiler” yapar.

Hamd, şükür; Hamd’sizlik, şükürsüzlüktür. Şükrün zıttı küfürdür. Küfrün açık anlamı inkâr = red; kapalı anlamı, örtme, V/veren’i ve verileni gizleme, görmemezlikten gelme, nankörlüktür.

‘Bana kimse bişey vermiyor, neyim varsa (mal-mülk, sağlık-sıhhat) ben kendim kazanıyorum.’ diyen, “kâfirdir”; kâfirin hamd’i yoktur, o kendine hamdeder, kendine şükreder. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP