Kayıtlar

İMAN-AMEL

#İman #Amel #Mü'min #SalihAmel #İmanAmeldenBirCüzmüdür İMAN-AMEL Mü’min, imanını amel, amelini iman yapan adamdır. Çünkü iman ile amel aynı şey değildir; ama birbirinden kopuk da değillerdir. İslâm düşüncesinde genel çerçeve şudur : İman, kalbin tasdiki, yönelişi, kabulü; amel, bu imanın dış dünyada tezahürü, pratiği, görünüşü; yani, iman kök, amel meyve. İmanını amel, amelini iman yapan, şunu bilir : İman sadece zihinsel bir kabul değildir. Yaşantıya dönüşmeyen iman eksiktir. Burada kritik bir risk de var : Eğer “iman = amel” gibi anlaşılırsa şu sorunlar çıkar : Amel zayıflayınca iman da yok sayılır. İnsan sürekli performans üzerinden değerlendirilir. İçsel tasdik geri plana itilir. Bu, İslamî dengede kabul edilmez. Daha dengeli ve daha sağlam ifade şudur : Mü’minin imanı hayatına yön verir; ameli de imanını görünür kılar. Burada iman, merkez ve yön; amel, tezahür ve dışa vurumdur. Bu, modern “praksis” kavramı ile de uyumludur. Praksis fikri açısından iman, yön; amel, o yönün yaş...

İLÂH

#İlâh #Firavun #Kârun #Hâmân #Sihirbazlar #Mûsâ #Çağdaşİlâhlar #Para #Servet #Devlet #Akıl #Benlik #Lider #Güç İLÂH “İlâh”ı sadece “tapılan varlık” diye tanımlamak eksiktir. Çünkü insanlar bazen secde etmeden de çoğu şeyi ilâhlaştırır. Daha derin bir tanım şöyle yapılabilir : İlâh, insanın nihâî merkez hâline getirdiği; en yüksek bağlılık, korku, umut, teslimiyet ve anlam yüklediği her şeydir. Yani bir şeyin “ilâh” olması için illa heykel olması gerekmez. İlâh için şu özelliklerden bazılarının “mutlaklaştırması” yeterlidir : • Son mercî olması, • Nihâî otorite olması, • Kimliği belirlemesi, • Uğruna her şeyin fedâ edilebilmesi, • Korkuların merkezine yerleşmesi, • Umudun ana kaynağı olması, • İnsanın yönünü tayin etmesi. Bu yüzden ilâhlık meselesi aslında “merkez” meselesidir. Kur’ân’daki tevhîd de tam burada devreye girer : Mutlak merkez, yalnız Allah’tır. Bunun anlamı : • Güç, mutlak değildir, • Devlet, mutlak değildir, • Toplum, mutlak değildir, • Para, mutlak değildir, • Akıl, mutl...

NE DEĞİŞTİ?!.

#Lâilâheillâllah #Tevhîd #İslâmınMottosu #İlâh #Çağdaşİlâhlar #ModernPutlar #Put Ne Değişti?!. Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde; bu, o günkü Mekke toplumunda sarsıcı bir etki yapıyordu; aynı etki bugün niye yok?!. Çünkü aynı cümle, farklı ontolojik ve toplumsal bağlamlarda farklı ağırlık taşır. Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde sadece teorik bir “Tanrı vardır” önermesini söylemiyordu. Mekke’nin bütün anlam, güç, ekonomi, soy, otorite ve kutsallık sistemine müdahale ediyordu. O günkü Mekke’de : • Kabile düzeni vardı. • Putlar sadece taş değildi; ekonomik ve siyasal merkezdi. • Şeref, soy ve güç kutsallaştırılmıştı. • İnsanlar görünürde çok tanrılıydı ama gerçekte “güç odaklarına bağımlılık” içindeydi. Bu yüzden “lâ ilâhe illâllah” şu anlama geliyordu : • Hiçbir güç, mutlak değildir. • Hiçbir otorite, kutsal değildir. • Hiçbir aracılık, nihâî değildir. • Hiçbir statü, ilâhlaştırılamaz. • Merkez yalnız Allah’tır. • Bu, sadece dînî değil; epistemolojik, pol...

DEĞİŞİM EKSENİNDE ARAÇ-AMAÇ AYRIMI

#Araç #Amaç #Araç-Amaç #Değişim #AracınAmaçlaşması #Sapma #İstikâmet  DEĞİŞİM EKSENİNDE ARAÇ-AMAÇ AYRIMI İnsan, değişimin ortasında yaşayan bir varlıktır. Zaman akar, şartlar dönüşür, ihtiyaçlar farklılaşır, araçlar çoğalır. Bu yüzden insanın ilk teması daima çokluk ve değişkenliktir. Fakat tam burada temel bir problem doğar : Değişen şeyler arasında değişmeyeni ayırt edemeyen insan, aracı amaç zanneder. 1. Değişim : Araçların Alanı Değişim, doğası gereği araçların alanıdır. Çünkü araç : • Zamana bağlıdır. • Şartlara göre şekil değiştirir. • İkame edilebilir. • Çoğaltılabilir. Dün “iyi at” olan şey, bugün “iyi araba” olur; yarın başka bir forma dönüşür. Bu dönüşüm bize şunu gösterir : Değişebilen şey, kendi başına amaç olamaz.  Eğer olsaydı, değişmesi mümkün olmazdı. Çünkü amaç : • Sabit olmalıdır. • Kendi kendine yeterli olmalıdır. • Başka bir şeye dayanmamalıdır. O hâlde değişim, bize doğrudan bir ölçü verir : Değişen = araçtır. 2. Modern Sapma : Değişeni Amaçlaştırmak Moder...

OYUN

#Oyun #La'ib #Ludens #HomoLudens #Huizinga #Yön #YönKaybı #Oyalanma OYUN (Dînî Anlamı ile Huizinga’nın Anlamı Arasındaki Bir Okuma = Karşılaştırma) Bu metin, “oyun” kavramının iki farklı düşünce hattında nasıl anlam kazandığını, karşılaştırmayı tabloya veya şemaya başvurmadan, kavramsal bir anlatımla ortaya koyar. 1. Başlangıç : Aynı Kelime, İki Farklı Ufuk “Oyun” kelimesi hem dînî metinlerde hem de modern antropolojide kullanıldığında aynı yüzeysel kelimeyi taşır gibi görünür. Ancak bu benzerlik, derin düzeyde bir özdeşlik anlamına gelmez. Dînî bağlamda oyun, çoğu zaman “la'ib” kavramı üzerinden ele alınır ve insanın varoluşunu ciddiyet ekseninden uzaklaştıran bir durumla ilişkilendirilir. Bu anlamda oyun, hakikatten uzaklaşmanın bir işareti olarak görünür. Buna karşılık Johan Huizinga’da oyun, insanın kültür kurma kapasitesinin temel biçimlerinden biri olarak değerlendirilir. Oyun burada bir sapma değil, kurucu bir imkândır. 2. Dînî Perspektifte Oyun : Sapma ve Dağılma İhtima...

İHDİNÂ-S SIRÂT-AL MÜSTEQÎM

#İhdinâ #Sırât #Müsteqîm #Fâtihâ #Yol İHDİNÂ-S SIRÂT-AL MÜSTEQÎM Problemin Özü: Çokluk İçinde Tek Yönü Ayırt Etmek İnsan başlangıçta : • Seçenek bolluğu • Anlam karmaşası • Yönlerin birbirine benzemesi sebebiyle ayırt edememe durumu içindedir. Bu çokluk hâline sübül denir : Parçalı, dağınık, birbirinden kopuk yönelimler. Bu aşamada insan “yanlış yolda” değildir; henüz referansını kaybetmiş durumdadır. Kırılma Noktası : İhdinâ İhdinâ, sadece “bilgi verilmesi” değildir. İhdinâ = yönü açığa çıkaran ve insanı o yöne yöneltebilen müdahaledir. Bu müdahale şunları birlikte gerçekleştirir: • Ayırt ettirir : Çokluk içinden farkı görünür kılar. • Yöneltir : Sadece göstermez, istikamete çevirir • Tutturur : Yönün dağılmasını engelleyecek içsel bağ kurar. • İdrak kazandırır : Görme kabiliyeti açılır. İhdinâ = fark etme + yönelme + tutunma + idrak Sırât : Doğrultusu Belirli Yürüyüş Hattı Sırât, sadece “yol” değildir. Ama sadece “doğrultu” da değildir. Sırât = doğrultusu belirli olan yürüyüş hattıdı...

FORM, ÖZ VE YÖNELİM ÜZERİNE

#Form #Öz #Yönelim #Şeriat #İstiğnâ #İmkân #Şükür #Çevre #A-B #Model Form, Öz ve Yönelim Üzerine 1. Temel Ontolojik Çerçeve : A ve B Bu çalışma, varlığı iki temel düzlem üzerinden anlamaya çalışır : • A (Hakikat/Kaynak) : Değişmeyen, varlığı mümkün kılan ilke. Hidayet, imkân ve anlamın nihai kaynağı. • B (İnsan/Bilinç) : Algılayan, yönelen, tercih eden ve eyleyen varlık alanı. İnsan tecrübesi, A ile B arasındaki ilişki üzerinden şekillenir. Bu ilişki doğrudan değil, çoğu zaman form aracılığıyla kurulur. 2. Form ve Öz İlişkisi İnsan, hakikate doğrudan değil, form üzerinden temas eder. • Form : Beden, ritüel, hukuk (şeriat), davranış, görünür eylem alanı • Öz : Niyet, bilinç, takvâ, yönelim kalitesi Bu yapı içinde form iki işlev görür : 1. Özün taşıyıcısıdır. 2. Özün şekillendiricisidir. Dolayısıyla form nötr değildir; hem açabilir hem perde olabilir. 3. Şeriat ve Formun İşlevi Şeriat, form düzeyinde düzen kurar. Ancak amacı formun kendisi değil, form üzerinden özün inşasıdır. İnsan, bu ...

İBRÂHÎM HALÎLULLAH : SALLİ-BÂRİK

#İbrâhîm #Halilullah #Makam-ıİbrâhîm #Salli-Bârik #Kâbe #Ateş #Kurban #Hacc İBRÂHÎM HALÎLULLAH : SALLİ-BÂRİK Tahiyyâtta okunan Salli ve Bârik duaları, çoğu zaman sadece ritüel ifadeler gibi görülür. Oysa bu iki ifade, dinin merkezine yerleşen çok katmanlı bir anlam dünyasına işaret eder : Yöneliş, destek, süreklilik ve hakikatin tarih içinde somutlaşması. Bu metin, Salli–Bârik’in ne söylediğini, neyi talep ettiğini ve özellikle İbrâhîm kıssası üzerinden nasıl bir hayat modeline işaret ettiğini açıklamayı amaçlar. 1. SALLİ : YÖNELME, DESTEK VE SÜKÛNET “Salli” kelimesi genellikle “duâ et” şeklinde çevrilir. Ancak bu çeviri anlamın yalnızca yüzeyidir. Kelimenin kullanıldığı bağlamlar, daha geniş bir anlam alanı açar : • Yönelmek. • Destek olmak. • Güçlendirmek. • Sükûnet vermek. Dolayısıyla “Salli” yalnızca sözlü bir talep değil, bir yönlendirme çağrısıdır. Bu çağrının özü şudur : Rabbim, hakikat hattını destekle, onu güçlendir ve onun sürekliliğini sağla. Burada önemli olan bir diğer nok...

DMM = DEZENFORMASYONLA MÜCADELE MERKEZİ

#DMM #Dezenformasyon #Enformasyon DMM = DEZENFORMASYONLA MÜCADELE MERKEZİ Bugünün dünyasında bilgi akışı çok katmanlı, hızlı ve dağıtık bir yapıya dönüşmüştür. Eski dönemde medya, daha çok merkezî patronajlar üzerinden gündem üretirken; bugün, platformlar, algoritmalar, sosyal ağlar, YZ, devlet iletişimi ve içerik üreticilerinin birlikte oluşturduğu bir etki ekosistemi vardır. Bu yapıda güç, bilgiye sahip olmaktan çok bilgiyi görünür kılma ve çerçeveleme kapasitesine kaymıştır. Bu nedenle artık mesele, “gerçek ne?” sorusundan çok, “gerçek nasıl sunuluyor ve nasıl algılanıyor?” sorusudur. Aynı olay, farklı çerçeveler içinde tamamen farklı “gerçeklikler” üretebilir. Bu da bilgi değil, algı üretiminin merkezde olduğu bir düzen anlamına gelir. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi gibi yapılar bu yeni ortamda ortaya çıkan “doğrulama”! ihtiyacının bir parçasıdır. Ancak bu tür kurumlar, sadece bilgiyi düzeltmekle kalmaz; aynı zamanda hangi bilginin “doğru”, hangi çerçevenin “meşru” olduğuna dai...

SINIR : BU YAKA-ÖTE YAKA

SINIR : BU YAKA-ÖTE YAKA Bir sınır var; bu sınır, görünür değil ama hissedilir. Bu, bilginin bitip yorumun başladığı yer değil sadece; iradenin “seçiyorum” dediği, ama anlamın henüz tamamlanmadığı bir çizgi. Bu yaka, bilmenin yeri. BU YAKA Bu yakada insan, ölçer, ayırır, tanımlar, karşılaştırır, biriktirir... Epistemoloji burada çalışır; bilgi, parçalar hâlinde burada akar. Sebep-sonuç, burada kuruludur. Dil, burada kullanılır. Nesneler burada ayrılır. Bu netlik kontrol hissi üretir. Ve kontrol arttıkça soru da büyür : Bütün veya anlam nerede?!. ÖTE YAKA Öte yakada bilgi yetmez. Orada bağ vardır, yön vardır, anlam vardır. Metafizik burada başlar; çünkü artık mesele “ne”?! değil, “neden yaşadım”?! sorusudur. Bu yaka, açıklamanın değil ilişkinin alanıdır. Bu yakada parçalar değil, bağın kendisi ve bütün (hayat) konuşur. SINIR Sınır şudur : Ne sadece bilmek yeter, ne de sadece anlamak. Çünkü insan, bu yakada bilir ama öte yakaya iradî olarak yönelir veya yönelmez ama fiilî olarak yönelme...

RAĞMEN

#Rağmen #İmkân #İmkânsızlık #İlke  #Hz.Muhammed #Hz.Ömer #Hz.Osman RAĞMEN (İmkân ve İrade Üzerine Bir Okuma) “Rağmen”, burada bir edebî süs değil; tarihsel ve ahlâkî anahtar kavramdır. Çünkü insan ve toplum, imkânların içinde değil, imkânlara rağmen ne yaptığıyla anlaşılır. 1) Hz. Muhammed : Yokluğa Rağmen Kuruluş Muhammed bin Abdullah, Mekke’de ekonomik olarak sınırlı bir çevreye, siyasal olarak baskın bir muhalefete, toplumsal olarak kabile merkezli sert bir yapıya rağmen, yalnızca bir inanç çağrısı değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal düzen kurdu. Medine döneminde ise küçük ve kırılgan bir topluluk, sürekli dış tehdit, sınırlı ekonomik kaynaklara rağmen, farklı kabileleri bir sözleşme etrafında birleştiren, ahlâkî ve siyasal bir merkez inşâ etti. Burada “rağmen” şunu gösterir : • İmkân yokluğu, kurucu iradeyi ve ilkeyi ortadan kaldırmaz; bilakis onun formunu belirler. 2) Hz. Ömer : Genişlemeye Rağmen Disiplin Ömer bin Hattab döneminde devlet çok kısa sürede imparatorluk ölçeği...

İFK HÂDİSESİ ÜZERİNDEN ÖRNEKLİĞİ BUGÜNE TAŞIMAK

#İfk #Örneklik #EnformasyonVirüsü #Dedikodu #Güven #LâİlâheİllâAllah # Muhammed'urRasûlüllah İFK HÂDİSESİ ÜZERİNDEN ÖRNEKLİĞİ BUGÜNE TAŞIMAK BU METİN NASIL OKUNMALI?!. İfk Hâdisesi burada geçmişte kalmış bir vak’a olarak anlatılmıyor. Bu metin bir tarih anlatısı üretmek için değil, insanın bilgi, duygu, ekonomi ve toplum içinde nasıl yönlendirildiğini göstermek için yazıldı. Bu yüzden okuma biçimi belirleyicidir. Eğer bu metin tarihte “ne olmuş?” diye okunursa, olay dışarıdan izlenir. Eğer “bu bugün nasıl çalışıyor?” diye okunursa, sistemin içine girilir; bu tür hadiseler bitmez, sadece formu değişir, özü ıskalanır. Dolayısıyla asıl soru şudur : Ben bu mekanizmanın neresindeyim; taşıyan mı, izleyen mi, yoksa kıran mıyım?!. ENFORMASYON VİRÜSÜNÜN DOĞASI Enformasyon virüsü yalana benzemez. Şunu taşır : • “Belki…” • “Acaba…” • “Duyduğuma göre…” İfk’te dolaşan şey kesin bilgi değil, şüphe formunda üretilmiş bir anlatıydı. Bugün de aynı yapı çalışıyor : • Net olmayan şeyler, • netmiş gib...

NAMAZIN BİLİŞSEL MİMARİSİ VE HUŞÛ

#Namaz #Salât #Hayat #NamazveHayat #NamazınBilişselMimarisi #Mimarî #Huşû  NAMAZIN BİLİŞSEL MİMARİSİ VE HUŞÛ 1. ÜST TANIM Namaz, insanın (B) hakikate (A) periyodik olarak yeniden hizalanma protokolüdür. Bu yönüyle sadece bir ritüel değil; çalışan bir sistem, bir kalibrasyon mekanizmasıdır. Amaç, dağılmaya meyyal olan dikkat, niyet ve iradeyi belirli aralıklarla tek merkeze toplamak; benliği (ego) doğru ölçeğe indirerek hakikatle temas kurabilir hâle getirmektir. Bu nedenle namaz, “anlık bir ibâdet ” değil; gün içine dağıtılmış bir yeniden ayar döngüsüdür. 2. NAMAZIN İKİ EKSENİ a) Normatif Eksen : Yükümlülük Namazın emredilmiş olması, onun keyfî olmadığını gösterir. Bu eksen : • Süreklilik üretir. (her gün, belirli vakitlerde tekrar.) • Disiplin kurar. (zaman, beden ve dikkat düzenlenir.) • Sınır koyar. (insanı dağılmaktan alıkoyar.) Bu boyut olmadan sistem çöker; çünkü insan, fayda görmediği an pratiği terk etmeye meyillidir. b) Fonksiyonel Eksen (Eğitim) Namaz aynı zamanda aktif b...

KALP VE NİYET

#Kalp #Niyet #Mühürlenme #Kayma #Sapma #Parazit #Kalibrasyon #İyi #Kötü #Sorumluluk #Özgürlük #Kur'an #Temiz #Kirli #Bilgi #İrade Kalp ve Niyet Kur’ânî Çerçeve : يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ Bu modelin dayandığı temel referanslardan biri Enfâl 8/24’teki ifadedir : “Allah, kişi ile kalbi arasına girer.” Buradaki ana fiil يحول araya girmek, engel olmak, yön değiştirmek gibi pasif bir açıklık değil, aktif bir müdahale ve yönlendirmedir. A-B modeli açısından bu şu anlama gelir : • Kalp yalnızca açık bir işlem merkezi değildir. • Kalbin işleyişi ilâhî tasarrufla doğrudan yönlendirilebilir. • İnsan, kendi iç karar sürecinde mutlak egemen değildir. • A, sadece dış bilgi vermez; B’nin iç akışına müdahil olur ve yönü değiştirebilir. Temel Ayrım : İlim ve Temsil A-B modeli içinde iki katman vardır : • A (= İlâhî ilim) : Mutlak, değişmez ve bozulmaz hakikat düzeyi. • B (= insan alanı) : Kalp, niyet, idrak ve yorum süreçlerinin bulunduğu alan. Burada kritik ilke şudur : İlâhî ilim bozu...

ÖLÇÜ VE İSTİKÂMET

#Ölçü #İstikâmet #Kalp # İtmi’nân #Huzur #İman #Konfor #Sıkıntı #Dogma #Kârun  #Mühürlenme #Hidâyet  Ölçü (= Mîyar), İstikâmet ve İç Dünya Dinamikleri 1) Mîyar (Ölçü) Nerededir?!. Ölçü (mîyar) tek bir yerde değildir. • Sadece içte değildir, çünkü kişi yanılabilir. • Sadece dışta değildir, çünkü metin/otorite yanlış yorumlanabilir. O hâlde ölçü = iç (B) + dış (A referansı) + aralarındaki ilişkidedir. Yani ölçü bir “şey” değil, bir ilişki sistemidir. 2) Akıl - Kalp - Merkez • Akıl, analiz eder, çelişkiyi görür. • Kalp, yönelir, değer verir. • Merkez (asıl belirleyici), niyet ve irade = yönelim. Akıl ve kalp araçtır; merkez “neye yöneldiğindir”. 3) İtmi’nân (= İç Huzur) İtmi’nân : • Sadece “hissetmek” değildir. • Sadece “rahatlık” da değildir. İtim’inân, hakikate uyumdan doğan iç denge + netliktir. Her huzur itmi’nân değildir, her huzursuzluk da sapma değildir. 4) Sahte Huzur ve Sahih İtmi’nân Sahte huzur : • Anlık da olabilir, kalıcı da olabilir. • Kaynak : Kaçış, alışkanlık, b...

EMEK, SÖMÜRÜ VE ENTEGRASYON = 1 MAYIS

#1Mayıs #Emek #Dayanışma #Sömürü #Güç # Risk #Kapitalizm #Sermaye #Hukuk 1 Mayıs : Emek, Sömürü ve Entegrasyon 1. Odağın Kaydırılması : Bayram Değil Emek 1 Mayıs, bir kutlama gününden önce, emeğin görünür kılındığı bir toplumsal hatırlatma günüdür. Asıl mesele “bayram” duygusu değil, üretimin merkezindeki emek ilişkilerinin nasıl kurulduğu ve nasıl sürdürüldüğüdür. Emek, yalnızca ekonomik bir girdi değildir; insanın zamanını, bedenini ve zihnini dünyaya müdahale edecek şekilde ortaya koymasıdır. Bu nedenle emek, hayatın taşıyıcı faaliyetidir. 2. Sömürü : Tanım ve Yapı Sömürü, basit bir ahlâkî suçlama değil, yapısal bir dağılım problemidir. Sömürü şu durumda ortaya çıkar : • Emek tarafından üretilen değerin, • Emekçinin kontrolü dışında, • Sistematik biçimde yeniden dağıtılması. Buradaki kritik nokta ücretin azlığı değil, değer üretimi ile değer üzerinde tasarruf hakkı arasındaki kopukluktur. 3. Aktörler : Basit İkilikten Çok Katmanlı Yapıya Emek ilişkisi yalnızca işçi ve işverenden iba...

FÂTİHA : TEKLEŞTİRİLMİŞ SİSTEM OKUMASI

#Fâtihâ #Rab #Rahmân #Rahîm #Din #Mâlik #İbâdet #Yardım #Sırat #İstikâmet #Hakikat #Sapma #Bağ #Bağlantı #İlişki FÂTİHÂ : TEKLEŞTİRİLMİŞ SİSTEM OKUMASI 1) Ontolojik Temel : “Elhamdü lillâhi Rabbil Âlemîn” Sistem şöyle kurulur : • Varlığın merkezi “ben” değildir. • Rab, yön veren, düzen kuran ilke. (= A alanı) • Âlemler, çokluk alanı. (= B alanı) Sonuç : A (= Mutlak yön) sabitlenir, B (= çokluk/insan alanı) tanımlanır. 2) İlişkinin Niteliği : “ErRahmânirRahîm ” Bu aşama sert bir sistem değil, taşıyıcı bir ilişki kurar : • Yön var ama kopuk değil. • Düzen var ama baskıcı değil. • Süreklilik var. (= Rahmet) Sonuç : A sadece yön değil, aynı zamanda ilişki imkânıdır. 3) Nihâî Şeffaflık : “Mâlik-i yevmidDîn” Burada tüm ara merkezler çözülür : • Her şey hesap/ölçü alanına girer. • Geçici referanslar mutlaklaşamaz. Sonuç : B içindeki tüm parçalı güven merkezleri nihâî teste tabi olur. 4) MERKEZ NOKTA : SEÇİM + BAĞIMLILIK + SÜREKLİLİK (A) “İyyâke na’budu” : Seçimin Merkezini Tekleştirme • Çok...

YERİ GÖĞE BAĞLAMAK : TANRI TASAVVURUNU YENİDEN KURMAK

#Yer # Gök #Tanrı #Teellüh # AçıkSistem #KapalıSistem # İlişki #Bağ #PasifTanrı Yeri Göğe Bağlamak : Tanrı Tasavvurunu Yeniden Kurmak 1. Giriş : Kopuk Dünya Tasavvuru Problemi İnsan zihni çoğu zaman dünyayı, kendi başına işleyen kapalı bir sistem gibi kurar. Oysa bu tasavvur, varlığı nesneler toplamına indirger ve ilişki boyutunu zayıflatır. Bu durumda dünya “aşağıda”, ilâh tasavvuru ise “yukarıda” konumlanır; böyle olunca bu iki düzlem arasında yaşayan bağ zayıflar. Bu kopuş, Tanrı’nın yokluğu değil, Tanrı ile kurulan ilişkinin zayıflaması olarak ortaya çıkar. 2. İlâh Kavramı Otorite Değil, Bağ Zeminidir İlâh, yalnızca “en yüksek otorite” değildir. Daha derin anlamıyla İlâh, varlığın referans aldığı nihâî bağ zemini ve anlam kaynağıdır. Bu nedenle mesele çokluk-teklik/tekillik tartışmasından önce, “neyin referans alındığı” meselesidir. 3. El-Hayy ve El-Kayyûm : Varlığın Sürekliliği El-Hayy : Kendi varlığını sürekli etkin halde tutan hayat ilkesidir. El-Kayyûm : Her şeyi sürekli olarak...

HACC VE KURBANI ŞEÂİR ÜZERİNDEN OKUMA

#Hacc #Kurban #Şuur #Şeâir #İhram #Hacı HACC VE KURBANI ŞEÂİR ÜZERİNDEN OKUMA 1) Temel eksen : Yakınlık = قرب Hacc ve kurbanın merkezî kavramı yakınlıktır. ( =قرب ) Bu yakınlık duygusal değil, varoluşsal bir yönelimdir. Yakınlık, insanın “benim” dediği alanın daraltılmasıyla başlar. Çünkü insanın temel problemi mesafe değil, sahiplik iddiasıdır. 2) Hacc : Yönelimin yoğunlaştırılması Hacc, sıradan bir yolculuk değil; zaman ve mekânın bilinçli şekilde yoğunlaştırıldığı bir yönelim alanıdır. • Mekân : Kâbe. • Zaman : Belirlenmiş günler. • Fiil : Sınırlı eylem alanı (= İhram). Bu yapı şunu üretir : İnsan, yapma imkânına rağmen yapmama hâline zorlanır. Bu, benliğin tasarruf iddiasını zayıflatır. 3) İhram : Tasarrufun askıya alınması İhramda yasaklanan fiiller (avlanma, koparma, tartışma, süslenme), tek bir ilkeye işaret eder : İnsanın keyfî tasarruf yetkisinin sınırlandırılması. Bu sınırlandırma hayatı durdurmaz; onu yeniden tanımlar. 4) Şeâir : İşaretten şuur üretimi Şeâir (işaretler), sa...