İBÂDET : TEVHÎD ANTROPOLOJİSİ, YÖNELİŞ TEORİSİ VE SOSYOLOJİSİ
İBÂDET : TEVHÎD ANTROPOLOJİSİ, YÖNELİŞ TEORİSİ VE SOSYOLOJİSİ Giriş : İbâdetin Yeniden Tanımlanması Kur’an’da ibâdet, ritüel davranışların toplamı değildir. İbâdet, insanın varoluşsal yöneliş biçimidir. Bu nedenle ibâdet problemi “insan ibâdet ediyor mu?” sorusu değil, “insan kime/neyi merkez alarak yaşıyor?” sorusudur. İbâdet, insanın kaçamayacağı ontolojik bir zorunluluktur. Tevhîd ise bu zorunlu yönelişin doğru istikâmete tahsis edilmesidir. İbâdet sadece Allah’a mı yapılır?!. Hem evet hem hayır. İbâdet etme fiili, insana mahsus evrensel bir yöneliştir; fakat ibâdetin kime yapılacağı belirleyicidir. Kur'an’ın mücadelesi de tam burada başlar. (Bknz. 19/44. 36/60 ve 109/2-5.) İnsan, ibâdetsiz yaşayamaz. Mutlaka bir şeye bağlanır, bir şeyi mutlaklaştırır, bir şeyi hayatının merkezi yapar. Kur'an’ın itirazı, insanın ibâdet etmesine değil; Allah’tan başkasına ibâdet edilmesine yöneliktir. Bu yüzden Kur'an’da sürekli şu çağrı tekrar edilir : “Yalnız Allah’a ibâdet edin.” (1/5....