Kayıtlar

HAKİKAT VE ŞEHÂDET

HAKİKAT VE ŞEHÂDET Kur'an’da Hakikatin Hayat Tarafından Doğrulanması Giriş : Hakikat Nerede?!. İlk bakışta basit gibi görünen bir soru vardır : Hakikat nerededir?!. İçeride mi, dışarıda mı?!. Felsefe tarihi boyunca bu soruya farklı cevaplar verilmiştir. Kimileri hakikati dış dünyada aramış, kimileri insanın zihninde, kimileri de bilincinde veya dilinde... Kur'an ise meseleyi bambaşka bir temele oturtur. Hakikat ne yalnızca dış dünyadadır ne de yalnızca insanın içindedir. Hakikat, her şeyden önce Allah’ın varlığına dayanır. Çünkü mutlak hakikat, mutlak varlıktan bağımsız düşünülemez. Bu sebeple ilk hüküm şudur : Hakikat, Allah’ın varlığıdır. Fakat insan için asıl soru bundan sonra başlar. Allah’ın varlığı, benim için ne zaman hakikate dönüşür?!. İşte bu soru bizi Kur'an’ın en temel kavramlarından birine götürür : Şehâdet . I. Hakikat ve Benim İçin Hakikat Allah’ın varlığı, insanın kabulüne bağlı değildir. İnsan inansa da inanmasa da Allah vardır. Bu, ontolojik hakikattir. F...

BEN KİMİM, SEN KİMSİN?!.

BEN KİMİM, SEN KİMSİN?!. Giriş : İnsanın En Temel Sorusu İnsan, yeryüzüne geldiği günden beri sayısız soru sormuştur. Göklerin nasıl yaratıldığını, yıldızların neden hareket ettiğini, hayatın nasıl başladığını, ölümden sonra ne olacağını merak etmiştir. Bilim, felsefe ve din, bu sorulara kendi yöntemleriyle cevap aramıştır. Fakat bütün bu soruların gerisinde, hepsinden daha temel bir soru vardır : Ben kimim?!. Bu soru cevaplanmadan insanın Allah ile ilişkisi de, dünya ile ilişkisi de, ölümle ve âhiretle olan ilişkisi de tam olarak anlaşılamaz. Çünkü bütün dînî hükümler, bütün ahlâkî sorumluluklar ve bütün hukukî yükümlülükler sonunda gelip bir tek özneye yönelir : Ben. Peki bu “ben” kimdir?!. Ben, bu gördüğüm beden miyim?!. Yoksa bedenimi kullanan başka biri mi var?!. Ben, beynim miyim?!. Ben, kalbim miyim?!. Ben, ruhum muyum?!. Yoksa bunların hiçbirine indirgenemeyen başka bir varlık mıyım?!. Bu sorular sadece felsefenin değil, Kur'ân’ın da merkezî sorularıdır. Çünkü Kur'ân’ın...

NÜBÜVVET, RİSÂLET VE İTAAT

Nübüvvet, Risâlet ve İtaat I. Bölüm : Habl : Allah ile İnsan Arasındaki Bağ İnsanlık tarihi, özü itibariyle Allah ile insan arasındaki bağın tarihidir. Kur'ân bu bağı bazen ahd (sözleşme), bazen mîsâk (sağlam söz), bazen velâyet (yakınlık), bazen de habl (ip) kavramıyla anlatır. Bu kavramların her biri aynı hakikatin farklı yönlerini gösterir. Bunlar içinde “habl” benzetmesi, insanın Allah ile olan irtibatını en canlı biçimde tasvir eder. Çünkü ip, iki ucu birbirine bağlar; koparsa irtibat kesilir, tutulursa emniyet ve istikamet sağlar. Kur'ân’ın “ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin .” emri, sadece toplumsal birlik çağrısı değildir. Öncelikle Allah ile kurulan bağın korunmasını emreder. İnsanlar birbirlerine, Allah’ın ipine tutundukları ölçüde yaklaşırlar; o bağ zayıfladığında ise aralarındaki bağlar da çözülmeye başlar. Peki Allah’ın ipi nedir?!. Kur'ân tek bir cevap vermek yerine, farklı ifadelerle aynı hakikati gösterir : Vahiy, Kitâb, hidâyet...

EBEDÎLİK = HULD

EBEDÎLİK = HULD  Huld Teklifinden Tekâsür’e, Tekâsür’den Hümeze’ye İnsanın Büyük Yanılgısı İnsan, diğer canlılar gibi sadece yaşamak istemez; hep/sürekli yaşamak ister. Bu istek ne tesadüfîdir ne de başlı başına bir kusurdur. İnsanın fıtratına yerleştirilmiş olan ebediyet arzusu, onun yaratılışının en derin işaretlerinden biridir. Kur'ân da bu arzuyu inkâr etmez; aksine onun yönünü tayin eder. İnsan, ebediyet için yaratılmıştır; fakat ebediyeti bu dünyada aramaya başladığı anda yanılgı başlar. Bu sebeple Kur'ân’ın ilk büyük aldanışı bir “ yasak meyve ” hikâyesi değildir. İlk aldanış, ebediyetin yanlış adreste aranmasıdır. Şeytan, Âdem’e ne altın vaat etti, ne iktidar, ne de zenginlik; onun teklifi çok daha derindi : “ Ey Âdem! Sana huld ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi?.” (10/120.) Bu teklif, insanın en zayıf noktasına değil; en derin arzusuna yapılmıştı. Şeytan, insanın ebediyet arzusunu yok etmeye çalışmadı; onu saptırdı. Ebediliği Allah’ın vaadinde değil, dü...

VAHİY

VAHİY : İLÂHÎ HİTABIN ONTO-SEMANTİK MİMARİSİ Vahiy, Allah’ın insana yalnızca neyi bileceğini değil, nasıl bir insan olacağını bildirmesidir. Giriş Vahiy = وحي sözlükte gizlice işaret etmek, süratle haber vermek, telkin etmek, yönlendirmek ve kalbe bir anlam bırakmak demektir. Kelimenin bütün anlamlarında üç ortak özellik vardır: Gizlilik, sürat ve doğrudanlık. Kur'ân’da vahiy ve türevleri yaklaşık yetmiş sekiz defa geçer. Ancak bu kullanımların tamamı Peygamberlere indirilen Kitâb’ı ifade etmez. Kur'ân, vahiy kavramını çok daha geniş bir anlam alanında kullanır. Allah göklere vahyeder (41/12); yere vahyeder (99/5); arıya vahyeder (16/68); Mûsâ’nın annesine vahyeder (20/38; 28/7); meleklere vahyeder (8/12); Zekeriyyâ kavmine işaret yoluyla vahyeder (19/11); şeytanlar da dostlarına vahyeder (6/112; 6/121). Bu tablo bize önemli bir hakikati gösterir: Vahiy, öncelikle bir bilgi türü değil; Allah’ın varlığa yöneliş ve hitap ediş biçimidir.  * Göğe kanun olur.  * Yere görev olur. ...