AYNA
Ayna Varlık, Hakk’ın tecellî aynasıdır; fakat bu ayna, klasik tasavvufun aradığı gibi dış dünyada değil, insanın içinde yer alır. Dış dünya yalnızca bir mazhar, tecellînin yansıdığı araçtır; gerçek tecellîyi algılayan ve yansıtan, insanın fenomenolojik olarak deneyimlediği içsel aynasıdır : Kalbi ve zihni. İnsan, varlığın yansımalarını sadece gözlemleyen bir özne değil, tecellîyi doğrudan deneyimleyen bir fenomen olarak alır/algılar. Bu içsel ayna, akıl ve bilgi ile tozlanmıştır. Akıl, hakikati ölçer, sınıflar, yorumlar; ancak bu süreç, tecellîyi bulanık alır. Bilgi, aynadaki toz gibi, ışığın netliğini flû algılar; ve fenomenolojik olarak deneyimlenen hakikat, kısmi ve sembolik bir yansıma olarak kalır. İnanç ise aynayı parlatır. Kalpte ve zihinde inançla oluşan açıklık, yansıyan ışığın daha net fenomenolojik bir deneyim hâline gelmesini sağlar. Böylece tecellî, bulanıklığı giderilmiş, sembolik olmaktan çıkıp kişide doğrudan yaşanan bir hakikat hâline gelir. Sudûrdan tecellîye, tecellî...