YENİDEN MUHASEBE

YENİDEN MUHASEBE

Hayatın Ticaretinde Kârımız, Zararımız ve Yanılgılarımız

Biz hayatı yaşıyoruz ama hayatı okumayı henüz bilmiyoruz. Daha doğrusu, hayatı çoğunlukla içinden, içinde bulunduğumuz ânın şartlarıyla okuyoruz. Hesaplarımızı kısa vadeli ihtiyaçlarımıza, beklentilerimize, arzularımıza ve korkularımıza göre yapıyoruz. Bugünü kurtarmayı başarı, yarını güvenceye almayı kazanç, sahip olduklarımızı da kâr zannediyoruz. Fakat bütün bunları yaparken belki de en önemli şeyi unutuyoruz : Hayatın tamamını hesaba katmıyoruz.

Meryem Sûresini okurken insanın zihninde böyle bir soru beliriyor : Acaba biz hayatın ticaretinde kâr ettiğimizi sanırken aslında zarar mı ediyoruz?!. Kâr ve zarar hesabımızda temel bir yanlışlık olabilir mi?!.

Sûre, sanki bize bütün hesaplarımızı yeniden yapmamızı söylüyor.

1. HAYAT BİR TİCARETTİR

İnsan, hayatı boyunca sürekli bir alışveriş içindedir. Zamanını harcar, emeğini verir, imkânlarını kullanır, tercihler yapar ve karşılığında bir şeyler kazanmayı bekler. Bazen mal, bazen makam, bazen itibar, bazen güvenlik, bazen de mutluluk arar. Her tercih bir vazgeçişi, her kazanç bir maliyeti beraberinde getirir.

Ancak ticaretin en önemli meselesi, yalnızca ne kazandığımız değil, kazandığımızı sandığımız şeyin gerçekten kazanç olup olmadığıdır.

Bir işletme yüksek ciro yapabilir ama zarar edebilir. Kasasında para bulunabilir ama borçları varlıklarından fazla olabilir. Bugün kazançlı görünen bir işlem, yarın büyük bir kayba dönüşebilir. Çünkü gerçek kâr, yalnızca bugünkü gelirle değil, bütün maliyetler ve yükümlülükler hesaba katılarak belirlenir.

İnsan hayatında da durum farklı değildir. Sahip olduklarımızı kazanç hanesine yazarken onları elde etmek için nelerden vazgeçtiğimizi, hangi değerleri kaybettiğimizi ve bu kazançların bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünü hesaplamıyorsak, muhasebemiz eksiktir.

2. HESABA DAHİL EDİLMEYEN GELECEK : ÂHİRET

İnsan geleceğini düşünür. Yarınını planlar, yaşlılığını güvence altına almaya çalışır, çocuklarının geleceği için birikim yapar. Beş yıl sonrasını, on yıl sonrasını, hatta kendisinden sonraki nesilleri hesaba katar.

Demek ki insan geleceği bütünüyle ihmal etmiyor. Tam tersine, dünya hayatının içindeki geleceği için bugünden fedakârlık yapabiliyor.

Pekiî, dünya hayatının dışındaki geleceğini, neden aynı ciddiyetle hesaba katmıyor?!.

İşte burada âhiret kavramının hayat muhasebesindeki önemi ortaya çıkıyor. Âhiret, yalnızca ölümden sonra başlayacak bir hayatın adı değildir; aynı zamanda bugünkü tercihlerimizin ulaşacağı, henüz yaşamadığımız bir gelecek ufkudur.

İnsan, dünya içindeki yakın geleceğini hesaba katıyor, fakat dünya dışındaki geleceğini çoğu zaman bilançosunun dışında tutuyor.

Kur'an bu yanılgıyı İnsan Sûresi 76/27’de son derece çarpıcı bir ifadeyle dile getiriyor :

إِنَّ هَٰؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ الْآخِرَةَ

“İşte bunlar, peşin olanı seviyor, âhireti ise bir yana bırakıyorlar.”

Âcile, hemen geleni, peşin olanı; âhire ise, sonraki olanı ifade eder. İnsan, hemen elde edeceği kazancı seviyor; daha sonra karşılaşacağı sonucu ise ihmal ediyor.

Buradaki sorun yalnızca geleceği görememek değil, geleceği bugünkü hesabına dahil etmemektir.

Oysa dünya hayatındaki geleceği için bugünden yatırım yapan insan, ölüm sonrasındaki geleceği için de bugünkü hayatını bir yatırım alanı olarak görmek zorundadır.

3. İZZET SANDIĞIMIZ ŞEY, DIDDIMIZ OLABİLİR!

Meryem Sûresinin 81 ve 82. âyetleri, yanlış kâr-zarar hesabımızın belki de en çarpıcı örneklerinden birini veriyor :

وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا

Allah’ın berisinden/dûnünden birtakım ilâhlar edindiler; kendilerine izzet ve güç kazandırsınlar diye.

Ardından 82. âyet geliyor :

كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

Hayır! Onlar, onların ibâdetlerini reddedecekler ve kendilerine karşı birer hasım olacaklar.

İki âyetteki iki kelime, insanın bütün hayat muhasebesini yeniden düşünmesini gerektirecek kadar çarpıcıdır : İZZÂ = عِزًّا ve DIDDÂ = ضِدًّا

İnsan kendisine izzet, güç ve dayanak kazandırsın diye birtakım varlıklara yöneliyor. Fakat sonunda bu dayanaklar/varlıklar bu insanların aleyhine birer hasma dönüşüyor.

Üstelik iki âyetteki edat değişimi de son derece anlamlıdır :

لَهُمْ = LEHÜM : Onların lehine.

عَلَيْهِمْ = ALEYHİM : Onların aleyhine.

İnsan, lehine olsun diye edindiği şeylerin bir gün aleyhine dönebileceğini hesaba katmıyor.

İşte hayat ticaretindeki en büyük yanılgılardan biri budur : Bir şeyi elde etmeyi kazanç, onu elde etmenin sonuçlarını ise önemsiz saymak.

Malımız, makamımız, bilgimiz, gücümüz, itibarımız ve ilişkilerimiz BUGÜN bizim için birer izzet kaynağı olabilir. Fakat bunlar bizi hakikatten uzaklaştırıyor, sorumluluklarımızı unutturuyor ve başkalarının haklarını çiğnememize sebep oluyorsa, kazanç hanesine yazdığımız şeyler YARIN kendi aleyhimize dönüşebilir.

Bizim İZZET sandığımız şey, DIDDIMIZ olabilir!.

Bu, yalnızca geçmişteki insanların putlarıyla ilgili bir mesele değildir. Bu, bugünün insanı için de güvence, güç ve üstünlük sağlayacağını düşündüğü pek çok şeye bağlanabiliyor. Değişen araçlar ve isimlerdir; insanın yanılgısı değişmeyebiliyor.

4. LEHİMİZE OLAN ŞEYLER GERÇEKTEN LEHİMİZE Mİ?!

Bir şeyin bizim lehimize olmasıyla Allah’ın ölçüsünde de lehimize olması aynı şey değildir.

İnsan kendi çıkarını merkeze aldığında, kısa vadeli kazancını lehine sayar. Fakat hakikatin ölçüsü yalnızca insanın bugünkü beklentileri değildir.

Bir haksızlık bize kazanç sağlayabilir; ama başkasının hakkını gasp ederek elde ettiğimiz şey, gerçek anlamda kazancımız olabilir mi?!.

Bir makam bize itibar kazandırabilir; ama o makam yüzünden adâletten uzaklaşıyorsak bu itibarın nihâî hesabı ne olacaktır?!.

Biriktirdiğimiz servet bizi güven içinde hissettirebilir; ama onu hangi yollarla kazandığımızı ve nerelerde kullandığımızı hesaba katmıyorsak, gerçekten zengin miyiz?!.

İnsan, bazen lehine zannettiği şeylerle kendi aleyhine deliller biriktirir.

Bu nedenle asıl soru, neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızın bizim için nasıl bir sonuca dönüştüğüdür.

5. GEÇİCİ KAZANÇ VE KALICI KÂR

Meryem Sûresi 76. âyette önemli bir ölçü daha veriyor :

وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ

“Kalıcı sâlih ameller, Rabbinin katında daha hayırlıdır.”

Burada geçicilik ve kalıcılık arasında bir değer ölçüsü kuruluyor.

İnsan, bugün elde ettiği şeyleri kazanç sayabilir. Fakat her kazanç kalıcı değildir. Her sahip olunan şey insanın gerçek sermayesine dönüşmez.

Mal tükenir, makam el değiştirir, beden yaşlanır, itibar kaybolabilir. Fakat insanın hakikat karşısındaki tercihlerinin, sâlih amellerinin ve başkalarının hayatına kattığı iyiliğin hesabı bunlardan farklıdır.

Gerçek kazanç, yalnızca elde tutabildiğimiz şeyler değil, Allah’ın ölçüsünde değerini koruyan işlerdir.

Burada iman ile ameli birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Çünkü Kitâb’ın sunduğu hayat anlayışında iman, yalnızca zihinsel bir kabul değil, hayatın bütününe yön veren bir tercihtir. Amel de bu tercihin yaşamdaki karşılığıdır.

6. YENİDEN MUHASEBE

Öyleyse hayat ticaretinde kâr ve zarar hesabımızı yeniden yapmalıyız.

Bugün ne kazandığımızı sorarken, ne kaybettiğimizi de sormalıyız.

Bize güç veren şeylerin bizi hakikatten uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını sorgulamalıyız.

Lehimize olduğunu düşündüğümüz şeylerin gerçekten lehimize olup olmadığını yeniden değerlendirmeliyiz.

Dünya içindeki geleceğimizi hesaplarken dünya dışındaki geleceğimizi de hesabımıza katmalıyız.

Ve en önemlisi, geçici kazançlarımızı nihâî kazançlarımızla karıştırmamalıyız.

Çünkü insanın kendi hesabında kârda görünmesi, Allah’ın katındaki nnihâî esabında da kârda olduğu anlamına gelmez.

Kur'an’ın Asr Sûresindeki hükmü de bu muhasebenin önemini ortaya koyar :

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ

“İnsan gerçekten hüsran içindedir.”

Ardından bu genel kaybın dışında kalanlar açıklanır : İman edenler, sâlih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.

Demek ki mesele yalnızca hayatta kalmak, kazanmak, biriktirmek ve sahip olmak değildir. Mesele, bütün bunları hangi ölçüyle yaptığımız ve sonunda nasıl bir insan olarak Huzura çıkacağımızdır.

7. ZARAR ETMEYECEK TİCARET : تِجَارَةً لَّن تَبُورَ

Kur'an, insanın hayat ticaretindeki yanılgısını ortaya koymakla kalmaz; zarar etmeyecek ticaretin yolunu da gösterir.

Fâtır Sûresi 29-30’da şöyle buyurulur :

إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ

“Allah'ın Kitâb’ını okuyanlar, salâtı ikâme edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infâk edenler, aslâ zarar etmeyecek bir ticaret umarlar.”

İşte burada aradığımız ticaretin niteliği açıkça ortaya konuyor :

تِجَارَةً لَّن تَبُورَ = TİCÂRETEN LEN TEBÛR : ZARAR ETMEYECEK TİCARET!

Bu ticaretin üç temel unsuru dikkat çekiyor :

• Kitâb'ı okumak : Hayatı Allah'ın ölçüsüyle anlamak ve hakikate göre yönlendirmek.

• Salâtı ikâme etmek : Rab ile bağı canlı tutmak; bu bağı hayatın içinde sürekliliğe dönüştürmek.

• İnfâk etmek : Allah'ın verdiği rızkı yalnızca kendimiz için tüketmemek; başkalarının ve toplumun yararına kullanmak.

Âyetin devamındaki 35/30’da ise bu ticaretin karşılığı açıklanıyor : Allah, onların ecirlerini eksiksiz verecek ve lütfundan artıracaktır.

Burada çok önemli bir ayrıntı var : İnsan, bu ticaretin sermayesini de Allah’tan alıyor. Rızık Allah’ın, imkân Allah’ın, hayat Allah’ın verdiği bir emanet. İnsana düşen, kendisine verilenleri doğru kullanmak ve bu imkânları sâlih amele dönüştürmektir.

Dolayısıyla zarar etmeyecek ticaret, dünyada hiçbir kayıp yaşamamak veya her istediğini elde etmek değildir. Geçici kayıpları nihâî zarar, geçici kazançları da nihâî kâr sanmamaktır.

Gerçek kâr, Allah’ın verdiği sermayeyi Allah’ın razı olacağı biçimde değerlendirerek kalıcı bir kazanca dönüştürebilmektir.

Böylece hayat muhasebemizin iki ayrı bilançosu ortaya çıkıyor : İnsanların kendi çıkarlarına göre hazırladığı geçici bilanço ve Allah’ın ölçüsüne göre belirlenecek nihâî bilanço.

Bizim aradığımız, ikincisinde de zarar etmeyen bir ticarettir.

SONUÇ : HESABI YENİDEN YAPALIM!

Meryem Sûresinin bize açtığı bu hayat perspektifinden bakınca, insanın en büyük yanılgısının yanlış bir kâr-zarar hesabı yapmak olduğu görülüyor.

Peşin kazancı seviyor, vadeli sonucu ihmal ediyoruz. = Allah’ın va’dine güvenmiyoruz. İzzet sandığımız şeylerin kendi aleyhimize dönüşebileceğini göremiyoruz. = Lehimize zannettiğimiz şeylerin Allah’ın ölçüsünde aleyhimize olabileceğini unutuyoruz.

Kısacası, hayatın yalnızca bir bölümünün hesabını yapıyor, tamamının bilançosunu görmezden geliyoruz.

Oysa hayatın ticaretinde nihâî hesabı belirleyen, bizim kendimizi ne kadar kazançlı gördüğümüz değil, gerçekte ne kazandığımız ve ne kaybettiğimizdir.

Belki de bugün kârda olduğumuzu sanıyoruz ama henüz nihâî bilançomuz açılmadı.

Öyleyse geç kalmadan yeniden muhasebe yapalım.

Neyi sermaye, neyi kazanç, neyi maliyet, neyi zarar saydığımızı yeniden düşünelim.

Çünkü asıl mesele, dünya ticaretinde ne kadar kazandığımız değil, hayat ticaretini hüsrana uğramadan tamamlayıp tamamlayamayacağımızdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP