EZZE
EZZÉ, ZEBED, ZEYĞ VE EÛZÜ
(Tevâfuk. Ezze, hem de başlığın bir kısaltması oldu : E, Ezze; Z, Zebed; Z, Zeyğ; E, Eûzü.)
İnsanın iç dünyasındaki kabarma, doğrultudan sapma ve Allah’a sığınma
1. EZZE : İnsanı Dürten ve Harekete Geçiren Etki
Meryem sûresi 83. âyette şöyle buyrulur :
أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا
“Biz şeytanları kâfirlerin üzerine gönderdik; onlar da bunları şiddetle dürtüp kışkırtıyorlar.”
Âyetin ilk dikkat çekici ifadesi “Biz gönderdik”tir. Şeytanların faaliyeti Allah’ın mutlak egemenliğinden bağımsız değildir. Ancak bu, Allah’ın kötülükten razı olduğu veya kötülüğü emrettiği anlamına gelmez. Yaratılmış varlıkların ve insanın tercih alanındaki imtihan düzeni içinde şeytanî etkinin de bir yeri vardır.
43/36’da bu ilişkinin başka bir boyutuyla karşılaşırız :
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
“Kim Rahmân’ın zikrine karşı körleşirse ona bir şeytanı yakın arkadaş yaparız.”
Böylece şeytanî etki ile insanın Rahmân’ın zikrinden uzaklaşması arasında bir ilişki kurulur. Şeytan yalnızca dışarıdan gelen bir telkin unsuru değil, insanın hayatında yakınlık kurduğu ve etkisine açık hâle geldiği bir arkadaş konumuna da gelebilir.
Pekiî, ezze nasıl bir etkidir?!.
Ezz/از; dürtmek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bir davranışa doğru itmek anlam alanına sahiptir. Kaynayan tencerenin fokurdaması ve içindeki hareketlenme de bu kelimenin açıklanmasında kullanılan benzetmelerdendir.
Buradan insanın iç dünyasına baktığımızda öfkenin, kibrin, hırsın, kıskançlığın ve intikam arzusunun insanı içeriden hareketlendiren, kabartan ve bir davranışa doğru iten etkilerini düşünebiliriz.
Ezze, insanın iç dünyasında meydana gelen bir hareketlenme ve dürtülme olarak düşünülebilir. Fakat her iç hareketlenmenin şeytanî olduğunu söyleyemeyiz. İnsanî arzular, nefsin eğilimleri ve çevresel etkiler de hesaba katılmalıdır.
2. ZEBED : Kabarıklığın Hakikat Sanılması
Ra’d sûresi 17. âyet, köpük üzerinden çok önemli bir hakikat ortaya koyar :
فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ
“Köpüğe gelince, o atılıp gider. İnsanlara yarar sağlayan ise yerde kalır.”
Burada kullanılan زَبَد = zebed, suyun veya eritilmiş madenin üzerinde oluşan köpüktür.
Köpük kabarır, hacim kazanır, görünür hâle gelir. Bazen asıl maddeden daha fazla yer kaplıyormuş gibi görünür. Fakat kalıcı olan ve insanlara yarar sağlayan köpük değil, suyun ve madenin kendisidir.
Ezze ile zebed arasında burada bir düşünce bağlantısı kurabiliriz.
Ezze, insanın iç dünyasında dürtülme ve kabarma olarak düşünüldüğünde; zebed, bu kabarmanın geçici, yanıltıcı ve özden yoksun görünümünü anlamamıza yardımcı olur.
Bunlar aynı kelimenin karşılıkları değildir. Biri dürtme ve kışkırtma, diğeri köpüktür. Aralarındaki ilişki, insanın iç dünyasına uyguladığımız bir benzetmedir.
Öfke de böyledir. Kabarır. İnsanın bütün dikkatini üzerine çekebilir. O anda muhakemesini daraltabilir. Kişi öfkesini haklılık, kibrini üstünlük, hırsını başarı, intikamını adalet zannedebilir.
Oysa kabaran her şey öz değildir.
Muhlas insan, içinde hiçbir olumsuz dürtü bulunmayan insan değildir. Muhlas insan, içinden geçen her dürtüyü kendisiyle özdeşleştirmeyen ve ona teslim olmayan insandır.
Köpük kabarabilir; fakat insanın hakikatini temsil etmek zorunda değildir.
Ra’d 17’nin ölçüsü yalnızca tabiat olayları için değil, insanın düşüncesi ve yaşayışı için de güçlü bir muhasebe imkânı sunar : Görünür olan her şey değerli değildir ama hacimli olan her şey kalıcı değildir. Gürültülü olan her şey hakikat değildir. İnsanlara yarar sağlayan ise kalır.
3. ZEYĞ : Doğrultunun Bozulması
Zeyğ = زَيْغ; eğilmek, doğrultudan sapmak ve yönünü değiştirmek anlamına gelir.
Âl-i İmrân 7’de kalplerinde zeyğ bulunanlardan söz edilir. Bunlar, fitne arayışıyla Kitâb’ın müteşâbih âyetlerinin peşine düşerler.
3/8”de ise şu dua öğretilir :
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا
“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme.”
Ezze ile zeyğ arasında önemli bir düşünsel ilişki kurulabilir : Ezze, insanı bir doğrultudan uzaklaştırmaya çalışan dürtme ve kışkırtma; zeyğ ise doğrultunun bozulmasıdır.
Ezze bir etki, zeyğ bir sapma hâlidir. Ancak her zeyğin mutlaka ezzeden kaynaklandığını söyleyemeyiz. İnsan kendi tercihleriyle de doğrultusundan sapabilir.
Burada asıl tehlike, insanın yalnızca yanlış bir davranışta bulunması değildir. Yanlışını doğru görmeye, sapmasını haklılaştırmaya ve zamanla kendi ölçülerini bozmaya başlamasıdır.
İnsan bazen önce hakikatten uzaklaşır, sonra uzaklaştığı yere uygun bir hakikat anlayışı üretir. Böylece akıl, hakikati aramak yerine tercihlerine gerekçe üretmeye başlar.
4. EÛZÜ : Kabarma ve Sapma Karşısında Allah’a Sığınmak
Kur'an, şeytanî dürtülere karşı insanı kendi gücüne ve iradesine terk etmez.
Mü’minûn 97-98’de şöyle dua edilir :
رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
“Rabbim! Şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım. Rabbim, onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”
Buradaki هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ = hemzât-iş şeyâtîn ifadesi, şeytanların dürtmelerini, kışkırtmalarını ve tahriklerini anlatır.
A’râf 200’de de şeytandan bir dürtme geldiğinde Allah’a sığınmamız emredilir.
Demek ki Kur'an yalnızca tehlikeyi haber vermiyor; tehlike karşısında nasıl davranacağımızı da öğretiyor.
Eûzü billâhi min-eş şeytân-ir racîm, yalnızca bir başlangıç cümlesi veya dil alışkanlığı değildir. İnsanın kendi sınırlarını bilmesi, kendi nefsine mutlak güvenmemesi ve Allah’ın korumasına yönelmesidir.
Eûzü, insanın kendi kendine yeterli olma iddiasından vazgeçerek Allah’a dayanmasıdır.
Daha önce üzerinde durduğumuz i’tisâm bi-hablillâh, yani Allah’ın ipine sımsıkı sarılma anlayışı da bu yönelişin başka bir ifadesidir. Fakat bu sığınma, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İnsan dürtü karşısında iradesini kullanmalı, muhakemesini korumalı, yanlışın gerekçesini üretmek yerine yanlışla yüzleşmelidir.
Eûzü, sorumluluktan kaçış değil, sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilmek için Allah'a dayanıştır.
5. Dört Kavram, Bir İnsanlık Muhasebesi
Ezze, zebed, zeyğ ve Eûzü birlikte düşünüldüğünde insanın iç dünyasına ilişkin önemli bir çerçeve ortaya çıkar :
Ezze : İnsanı dürten, kışkırtan ve harekete geçirmeye çalışan etki.
Zebed : Kabarıp görünür hâle gelen, fakat öz ve kalıcılık taşımayan köpük.
Zeyğ : İnsanın hakikat doğrultusundan sapması.
Eûzü : İnsanın bu etkilere karşı Allah’a sığınması ve O'na dayanması.
İnsanın içinden öfke geçebilir; fakat öfke insanın kendisi değildir. Kibir kabarabilir; fakat kabarma üstünlük değildir. Bir dürtü insanı harekete geçirmeye çalışabilir; fakat insan o dürtünün esiri olmak zorunda değildir.
İşte burada muhlas olmanın anlamı belirginleşir : İnsan, iç dünyasında kabaran her şeyi kendisine ait bir hakikat gibi benimsemez. Hak ile bâtılı, öz ile köpüğü, yöneliş ile sapmayı birbirinden ayırmaya çalışır.
İnsan, köpüğünü hakikati zannetmemeli; dürtüsünü iradesiyle karıştırmamalı; sapmasını da doğruluk diye savunmamalıdır.
Ra’d sûresinin bize gösterdiği ölçü açıktır : Köpük gider, yararlı olan kalır.
Meryem sûresinin gösterdiği tehlike açıktır : Şeytanî dürtüler insanı harekete geçirmeye çalışır.
Âl-i İmrân sûresinin öğrettiği dua açıktır : Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme.
Mü’minûn sûresinin öğrettiği sığınma açıktır : Rabbim, şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım.
Köpük/zebed kabarır ama kalıcı değildir. Ezze dürter ama iradeyi ortadan kaldırmaz. Zeyğ doğrultuyu bozar ama insanın Allah’a yönelme imkânını yok etmez. Eûzü ise insana bu mücadelede Rabbine dayanmayı ve sığınmayı öğretir.
Sonuçta mesele, insanın içinde hiçbir olumsuz dürtünün bulunmaması değil; o dürtülerin insanın hayatına hükmetmesine izin vermemesidir.
İnsan, köpük olmamalı; köpüğün geçiciliğini görmeli, hakikate tutunmalı ve Rabbine sığınmalıdır.
Belki de elde etmeye çalıştığımız çoğu şey (mal, makam, unvan, vs.), köpük.
Yorumlar
Yorum Gönder