CÜMLENİN ÖGELERİ ÜZERİNDEN
CÜMLENİN ÖGELERİ : FÂİLLİK, FİİL VE VARLIK
Dilbilgisinden Ontolojiye : İnsan ve Allah’ın Fâilliği
1. CÜMLE VE CÜMLENİN ÖGELERİ
Cümle, bir düşünceyi, yargıyı veya oluşu bildiren anlamlı söz dizisidir. Cümlenin kuruluşunda her ögenin kendine özgü bir görevi vardır. Bu görevler, kimin veya neyin iş yaptığını, yapılan işin ne olduğunu ve bu işin hangi şartlarda gerçekleştiğini anlamamızı sağlar.
Cümlenin temel ögeleri özne ve yüklemdir. Nesne ve çeşitli tümleçler ise yüklemin anlamını tamamlayan ögelerdir.
Cümlenin ögelerini işlevleri bakımından şöyle tanımlayabiliriz :
Özne (= Fâil) : Fiili gerçekleştiren, işi yapan veya kendisine bir oluş nispet edilen ögedir.
Yüklem : Cümlede yargıyı bildiren temel ögedir. Bir işi, bir hareketi, bir oluşu veya durumu ifade eder. Fiil cümlelerinde fiil, isim cümlelerinde isim veya isim soylu bir kelime yüklem görevindedir.
Fiil : Öznenin gerçekleştirdiği işi, hareketi veya oluşu bildiren dil unsurudur.
Nesne (= Mef’ûl) : Öznenin gerçekleştirdiği fiilin doğrudan yöneldiği, işten etkilenen ögedir.
Tümleç : Fiilin anlamını tamamlayan; yöneldiği yeri, bulunduğu ortamı, sebebini veya başka bir ilişkisini açıklayan ögedir.
Zarf tümleci : Fiilin zamanını, durumunu, miktarını, sebebini ve gerçekleşme biçimini bildirir. Mekân ve yön bildiren ögeler ise Türkçe dilbilgisinde genellikle yer tamlayıcısı olarak ayrıca değerlendirilir.
Ulaç (zarf-fiil), cümlenin bir ögesi değil, fiilimsi türüdür. Cümlede çoğunlukla zarf tümleci görevinde kullanılır.
Bu sınıflandırma, dilbilgisi açısından cümlenin nasıl kurulduğunu ve ögelerin birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini gösterir. Ancak cümlenin ögeleri üzerinden daha geniş bir değerlendirme yaptığımızda, karşımıza fâillik ve fiilin varlık içindeki konumu meselesi çıkar.
2. FÂİL : İŞİ YAPAN
Özne, cümlede fiilin kendisine nispet edildiği ögedir. Fiili gerçekleştiren özneye fâil denir. Ancak dilbilgisel fâillik ile ontolojik anlamda gerçek fâillik birbirinden ayrılmalıdır.
Bir insanın cümlede özne olması, onun varlık bakımından bağımsız ve mutlak bir fâil olduğu anlamına gelmez.
Örneğin : İnsan çalışır, öğrenir, üretir ve kazanır.
Bu cümlede insan dilbilgisel özne, yani fâildir. İnsan gerçekten çalışmakta, öğrenmekte, üretmekte ve kazanmaktadır. Dolayısıyla insanın fâilliğini inkâr etmek doğru değildir. Fakat insanın fâilliği mutlak ve bağımsız değildir. İnsan, kendisine verilmiş imkânlar içerisinde iş yapabilen, sınırlı ve kayıtlı bir fâildir.
3. GERÇEK FÂİL VE MUKAYYED FÂİL
Varlık düzleminde gerçek ve mutlak Fâil Allah’tır.
İnsan ise kendisine verilmiş imkânlar, yetenekler, şartlar ve sınırlar içerisinde fiil gerçekleştiren mukayyed fâildir.
İnsanın fâilliğini iki kavramla da açıklayabiliriz :
Münfail fâil : Fiili gerçekleştirebilmek için kendisine verilmiş varlığa, güce ve imkânlara bağımlı olan fâil.
Mukayyed fâil : Fiillerini önceden belirlenmiş varlık şartları, imkânlar, zaman ve mekân sınırları içerisinde gerçekleştiren fâil.
İnsan hem münfail hem mukayyed fâildir.
İnsan, kendisine verilmemiş bir imkânı kullanamaz. Sahip olmadığı bir gücü kendiliğinden üretemez. İçinde bulunmadığı bir zaman ve mekânda fiil gerçekleştiremez.
İnsan zamanın ve mekânın yaratıcısı veya mutlak belirleyicisi değildir. Kendisine verilmiş zaman ve mekân şartları içerisinde hareket eder.
Bu nedenle insanın fâilliği gerçektir; fakat mutlak değildir.
İnsanın yaptığı işi Allah’a, Allah’ın yaptığı işi de insana nispet ederek iki fâilliği birbirine karıştırmamak gerekir.
4. FİİL : ÖZNENİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ İŞ
Fiil, öznenin gerçekleştirdiği eylemi veya meydana gelen oluşu bildirir.
İnsan açısından fiil, irade ve tercih doğrultusunda gerçekleştirilen bir iştir. Ancak insanın gerçekleştirdiği hiçbir fiil, varlık ve imkân bakımından sıfırdan meydana getirilmiş değildir.
İnsan bir ev yapar; fakat toprağı, taşı, ağacı, demiri, enerjiyi ve bunları işleyebilecek gücü kendisi yaratmış değildir.
İnsan bir kitap yazar; fakat dili, harfleri, kavramları, düşünme yeteneğini ve bunları ifade edebileceği araçları sıfırdan meydana getirmemiştir.
İnsan bir ürün ortaya çıkarır; fakat kullandığı malzemeyi, tabiat kanunlarını ve üretim imkânlarını kendisi var etmemiştir.
Öyleyse insanın üretmesi, yoktan var etmesi değildir. Verilmiş imkânları kullanarak, dönüştürerek, bir araya getirerek ve yeniden düzenleyerek bir sonuç meydana getirmesidir.
İnsanın fiili gerçektir; fakat fiilin gerçekleşmesini mümkün kılan varlık zemini insana ait değildir.
5. MEF’ÛL : FİİLİN YÖNELDİĞİ VE ETKİLEDİĞİ
Nesne veya mef’ûl, fiilin yöneldiği ve kendisi üzerinde gerçekleştiği ögedir.
Örneğin : İnsan ağacı kesti.
Burada insan fâil, kesmek fiil, ağaç ise mef’ûldür. Ancak mef’ûl yalnızca fiilden etkilenen nesne olarak düşünülmemelidir. Arapça dilbilgisinde mef’ûl kavramı, fiilin farklı ilişkilerini tamamlayan daha geniş bir kullanım alanına sahiptir.
Ontolojik açıdan baktığımızda ise insanın fiilinin yöneldiği şeyler de kendisinin yaratmadığı varlıklardır.
İnsan ağacı kesebilir; fakat ağacın varlığını meydana getirmiş değildir.
İnsan toprağı işleyebilir; fakat toprağın yaratıcısı değildir.
İnsan suyu kullanabilir; fakat suyun varlık sebebi değildir.
Dolayısıyla fâil ile mef’ûl arasındaki ilişki de insanın mutlak bir varlık ve tasarruf sahibi olmadığını gösterir.
6. ZAMAN VE MEKÂN : FİİLİN GERÇEKLEŞME ŞARTLARI
Bir fiilin gerçekleşmesi için yalnızca fâil, fiil ve mef’ûl yeterli değildir. Fiilin gerçekleştiği zaman ve mekân da önemlidir.
İnsan bir işi belirli bir zamanda ve belirli bir mekânda gerçekleştirir. Ancak insan, bu iki temel varlık şartını da kendisi belirlemez.
İnsan zamanı yaratmaz; kendisine verilmiş zaman içerisinde hareket eder.
İnsan mekânı yaratmaz; kendisine verilmiş mekân içerisinde hareket eder.
Elbette insan zamanını planlayabilir, mekânını değiştirebilir, bir yerden başka bir yere gidebilir ve çevresini dönüştürebilir. Fakat bunların hiçbiri zamanın ve mekânın mutlak hâkimi olduğu anlamına gelmez.
İnsanın zamanını kullanması, zamanı yaratması değildir. Mekânı düzenlemesi de mekânın varlık şartlarını belirlemesi değildir.
Bu nedenle zaman ve mekân, insan fiillerinin hem imkân hem de sınır şartlarıdır.
7. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH : FÂİLLİĞİN VARLIK ZEMİNİ
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ = Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Bu ifade, insanın fâilliğini anlamlandırmamız bakımından son derece önemlidir.
Havl, bir hâlden başka bir hâle geçişi, dönüşümü ve hareket imkânını; kuvvet ise bir işi gerçekleştirebilme gücünü, kudret ve takati ifade eder.
Bu bakımdan ifade, insanın bir hâlden başka bir hâle geçebilmesinin ve bir işi gerçekleştirebilmesinin Allah’tan bağımsız olmadığını bildirir.
İnsan hareket eder, değiştirir, dönüştürür ve iş yapar. Fakat bunları gerçekleştirebilmesini sağlayan varlık, güç ve imkânlar kendisine ait değildir.
Burada önemli bir ayrım vardır : “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demek, insanın hareket etmediği, iş yapmadığı veya tercih kullanmadığı anlamına gelmez. İnsanın hareketinin, gücünün ve fiilinin bağımsız bir kaynağı bulunmadığını ifade eder.
İnsan yapar; fakat yapabilme imkânının yaratıcısı değildir.
İnsan tercih eder; fakat tercihini mümkün kılan varlığın sahibi değildir.
İnsan kesbeder; fakat kesbinin varlık zeminini kendisi yaratmaz.
Dolayısıyla bu ifade, insanın fâilliğini ortadan kaldırmaz; onun fâilliğinin ontolojik sınırını gösterir.
İnsan, Allah’ın verdiği imkânlarla gerçek fiiller gerçekleştiren mukayyed bir fâildir. Allah ise bütün varlık ve imkânların mutlak sahibidir.
8. SONUÇ : İNSAN FÂİLDİR, FAKAT MUTLAK FÂİL DEĞİLDİR
Cümlenin ögelerini yalnızca dilbilgisel bir sınıflandırma olarak ele aldığımızda özne, yüklem, nesne ve tümleç arasındaki ilişkileri görürüz.
Bu ilişkileri varlık düzleminde değerlendirdiğimizde ise insanın fâilliğinin mahiyetini daha iyi anlarız.
İnsan özne olabilir, fiil gerçekleştirebilir, bir nesne üzerinde tasarrufta bulunabilir, zamanını planlayabilir ve mekânını değiştirebilir. Fakat bunların hiçbirini mutlak ve bağımsız olarak yapamaz.
İnsanın fâilliği, kendisine verilmiş varlık, güç, yetenek ve imkânlar içerisinde mümkündür.
Bu nedenle insanın yaptığı işi yok saymak ne kadar yanlışsa, insanı mutlak fâil kabul etmek de o kadar yanlıştır.
Allah gerçek ve Mutlak Fâil’dir. İnsan ise kendisine verilmiş imkânlar içerisinde iş gören, tercih eden, kesbeden ve gerçekleştirdiği fiillerin sorumluluğunu taşıyan mukayyed fâildir.
İnsan, kendisine verilmiş imkânları kullanarak iş yapar; fakat bu imkânların yaratıcısı değildir.
İnsanın fâilliği gerçektir; fakat mutlak değildir. Allah’ın fâilliği ise mutlak ve bağımsızdır.
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”, bu hakikatin özlü ifadesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder