HUZUR’A KABUL

HUZUR’A KABUL

VEFD OLARAK GELMEK, VİRD OLARAK SÜRÜLMEK

Meryem sûresinin 85 ve 86. âyetleri, insanın âhiretteki karşılanışını iki çarpıcı kelimeyle anlatır : 

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَٰنِ وَفْدًا

“Bir gün müttakîleri Rahmân’a, vefd olarak haşredeceğiz.” (Meryem 85)

وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا

“Mücrimleri ise susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.” (Meryem 86)

İki âyet, iki insan topluluğu, iki yöneliş ve iki farklı âkıbet...

İlk âyetteki VEFD =وَفْدًا kelimesi, bir yere veya bir makam sahibinin huzuruna heyet olarak gelmeyi, temsil edilerek kabul edilmeyi çağrıştırır. M. Hamidullah’ın bu kelimeye “sefir” karşılığı vermesi de bu anlam alanıyla ilişkilidir. Vefd, sıradan bir gelişten ziyade, itibar gören bir kabulü düşündürür.

İkinci âyetteki VİRD =وِرْدًا ise suya varmak, su başına gelmek ve susuzluğunu gidermek için yönelmek anlam alanındadır. Burada mücrimler cehenneme susamışlar olarak sürülmektedir. Artık huzura kabul edilen bir heyet değil, susuzluğuyla oraya sevk edilen bir topluluk vardır.

Bu iki kelimenin yan yana gelişi tesadüfî bir anlatım farklılığı değildir. Âyetler, insanın dünyadaki tercihleriyle âhiretteki karşılanışı arasındaki büyük farkı gözler önüne serer.

İNSAN DÜNYADA KİME İTİBAR ETTİ?!

İtibar, yalnızca birini tanımak veya varlığını kabul etmek değildir. Ona değer vermek, sözünü önemsemek, çağrısına kulak vermek ve hayatında ona yer açmaktır.

İnsan dünyada kime itibar ettiğini, neyin peşinden gittiğini, kimin çağrısına uyduğunu ve hangi değerleri hayatının ölçüsü yaptığını tercihleriyle ortaya koyar.

Rahmân’ın çağrısına itibar etmek, yalnızca dil ile Allah’a inandığını söylemek değildir. O'nun Kitâb’ına değer vermek, bildirdiği hakikati hayatın ölçüsü yapmak, emaneti gözetmek, adâletten ayrılmamak ve takvâ üzere yaşamaktır.

İşte müttakîlerin dünyadaki bu yönelişi, âhiretteki karşılanışlarının anlamını belirler.

Burada şöyle bir karşılık ilişkisi görüyoruz : Sen dünyada Rahmân’a itibar ettin; Rahmân da seni huzuruna itibarlı bir kabul ile getiriyor.

Elbette bu, Allah ile insan arasında denk iki taraflı bir alışveriş değildir. İnsan sınırlı imkânlarıyla yönelir; Rahmân ise rahmetiyle, lütfuyla ve fazlıyla karşılık verir. İnsanın ameli bir karşılık beklentisine kapı açsa da Allah’ın ikramı insanın hak ettiğini düşündüğüyle sınırlı değildir.

VEFD İLE VİRD ARASINDAKİ FARK

Meryem 85. âyette Allah, müttakîleri Rahmân’a doğru haşrettiğini bildiriyor. 86. âyette ise mücrimleri cehenneme sürdüğünü söylüyor.

Fiillerdeki bu farklılık da dikkate değerdir.

Bir tarafta Rahmân’a doğru gerçekleşen bir haşir ve vefd olarak huzura geliş; diğer tarafta cehenneme = ateşe doğru gerçekleştirilen, sürülen bir sevk ve vird olarak varış...

Birinde kabulün itibarı, diğerinde susuzluğun çaresizliği ve su yerine ateş var.

Vefd olarak gelenler, dünyada Rahmân’ın çağrısını hayatlarının merkezine almış olanlardır. Vird olarak sürülenler ise dünyada başka değerlere, başka otoritelere ve başka çağrılara itibar etmiş; hakikatin sorumluluğunu taşımamış olanlardır.

Burada insanın önüne ağır bir muhasebe sorusu konulmaktadır : Dünyada neye itibar ettin ki âhirette nasıl karşılanmayı bekliyorsun?!.

HUZUR’A KABUL, BİR TESADÜF DEĞİLDİR

İnsan, dünyada verdiği değerlerin, yaptığı tercihlerin ve üstlendiği sorumlulukların dışında bir hayat yaşamış gibi âhirete gelemez.

İman, yalnızca zihinde taşınan bir kanaat değildir. Hayata yön veren bir bağlılıktır. Takvâ da yalnızca sakınma söylemi değil, Allah’ın ölçülerini gözeterek yaşama iradesidir.

Bu nedenle Kitâb, iman ile amelin arasını ayırmaz. İnsan neye iman ettiğini, neye itibar ettiğini ve neyi hayatına taşıdığını amelleriyle gösterir.

Âhiretteki karşılanış, dünyadaki hayatın açığa çıkmasıdır.

Meryem sûresinin bu iki âyeti bize yalnızca iki farklı haşir manzarası göstermiyor; aynı zamanda bugünkü hayatımız için bir tercih ölçüsü veriyor.

Dünyada Rahmân’a itibar etmek, O’nun huzuruna vefd olarak gelmenin yoludur. Dünyada hakikate sırt çevirmek ise insanı vird olarak sürüleceği bir akıbete götürür.

SON MUHASEBE

Öyleyse mesele, âhirette huzura çıkıp çıkmayacağımızdan ibaret değildir. Mesele, kimin huzuruna hangi hâl ile çıkacağımızdır.

Dünyada kimin çağrısına kulak verdik?!. Kimin sözünü ölçü kabul ettik?!. Neye değer verdik?!. Neyi uğruna yaşadık?!. Hangi emaneti taşıdık, hangi sorumluluktan kaçtık?!.

Çünkü insanın itibar ettiği şey, zamanla hayatının yönünü belirler.

Ve bir gün bütün bu tercihler açığa çıkar : VEFD olarak Huzur’a kabul edilmek mi, VİRD olarak cehenneme sürülmek mi?!.

Dünyada Rahmân’a itibar etmenin, âhirette Rahmân’ın ikramına mazhar olmakla buluştuğu o büyük gün...

Huzur’a kabul, dünyada başlayan bir hayatın âhiretteki karşılığıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP